9. Türk Kültürü Kongresi Kıbrıs Bildirileri

9. Türk Kültürü Kongresi Kıbrıs Bildirileri

 

Hazırlayan: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı

 

Yayın Tarihi:  Şubat2024

 

ISBN: 978-975-17-5812-5

 

Sayfa Sayısı: 717

 

 

 

BİLDİRİLER

Kıbrıs El Sanatları ve Etnografyası

Aysen Soysaldı

ORCID: 0000-0002-0477-3612

DOI:

Sayfalar: 1-30

El sanat/zanaatları gelenek-görenekleri yansıtan, etnografyanın ve genel anlamda kültür tarihinin bir parçasıdır. Bu bağlamda Kıbrıs Türk kültür mirası ve kimliğini oluşturan önemli unsurlarından biri el sanatlarıdır. Bu zanaatlardan ahşap oymalı ev mobilyası ve çeyiz sandığı üretimi,
sele-sesta denilen sepet örücülüğü, dantel örgü işleri, geleneksel pamuklu el dokuması kumaş üretimi, ipek kozası işleri, geleneksel kostüm ve el nakışları önemli yer tutmaktadır. Günümüzde koza işleri, Lefkara köyünde hayat bulan Lefkara işi ve Lapta işi el nakışları çeyizlerin önemli parçaları ve evleri süsleyen hoş bir dekor olarak kullanılmaktadır. Bu nakışlar masa örtüsü, yatak örtüsü, perde kenarları, giyim ürünlerinden bluz, elbise önleri gibi uygulama alanları bulunmaktadır. Şehirlerde ve kırsal kesimlerdeki kadınlar el emeği ve göz nuru ile işlemiş oldukları nakışları pazarlayarak kendilerine sosyal ve ekonomik katkılar sağlamaktadır. Kıbrıs Türk el sanatları ada tarihindeki ortak kültürlerin etkisiyle kendine has motifler barındırır. Kıbrıs Türk Halkının ürettiği bu etnografya ürünleri elbette Türkiye’nin el sanatları ile de teknik, desen, malzeme benzerlikleri göstermektedir. Bildirinin amacı Kıbrıs el sanatlarının türleri, desen, teknik ve malzeme özellikleri ve etnografya içindeki yerinin belirlenmesidir. Bu kapsamda, çalışmanın verileri alan araştırma yöntemi ile derlenmiş, el sanatlarının üretiminde uzman kişilerle görüşmeler yapılarak, yazılı kaynak tarama ile desteklenmiş ve betimleme yapılmaya çalışılmıştır.

Crafts are a part of ethnography and cultural history in general, reflecting
traditions and customs. In this context, these artifacts are one of the
important elements that make up the cultural heritage and identity of the
Turkish Cypriot people. Among these crafts, wood-carved home furniture
and dowry chest production, basket knitting called sele-sesta, lace knitting,
traditional cotton hand-woven fabric production, silk cocoon work,
traditional costume and hand-made embroidery have an important. Today,
cocoon work, Lefkara works which come to life in the village of Lefkara
and Lapta hand embroidery, are used as important parts of dowry and as
a nice decoration that adorns houses. These embroideries have application
such as tablecloths, bedspreads, curtain edges, blouses and dress fronts.
Women in cities and rural areas provide social and economic contributions
to themselves by marketing their handicrafts and embroidery. It has unique
motifs with the influence of common cultures in the history of Turkish
Cypriot handicrafts. Of course, these ethnographic products produced by
the Turkish Cypriot people show similarities with Turkey’s handicrafts in
technique, pattern and material.
The aim of the paper is to determine the types, patterns, technical and
material characteristics of Cypriot handicrafts and their place in ethnography.
In this context, the data of the study were compiled with the field
research method, interviews were made with experts in the production of
handicrafts, supported by literature scanning and a description was tried to
be made.


Kıbrıs Mîmârisinde Sanatkâr İmzâları

Abdülhamit Tüfekçioğlu

ORCID: 0000-0002-5116-0624

DOI:

Sayfalar: 31-66

Türk-İslâm Mîmârisi çeşitli sanat dallarını içeren bir bütündür. Bu bütünün
oluşmasında sanat eserlerine yön veren farklı mesleklere sahip sanatkârlar
başroldedir. Mîmâride görev alan haddâd, hakkâk, hattat, mîmâr,
nakkâş, neccâr ve taşçı gibi bu sanatkârlar eserlerine imza atarak hem başrollerini
vurgulamış hem de bir gelenek oluşturmuştur. Öyle ki, bu imzalar
kimi zaman bir şekilden ibaretken kimi zaman ise uzun ifadelerden meydana
gelmiştir.
Sanatkâr imza geleneği; Anadolu coğrafyasında hüküm sürmüş pek
çok devlette kendini göstermiştir. Anadolu’daki Türk-İslâm devletlerinin
inşa ettiği eserlerin önemli bir kısmında bu sanatkâr imzalarının izleri sürülebilmektedir.
Bu araştırmanın amacı; Osmanlı’nın 1570-1571’de Kıbrıs’ı fethinin
ardından burada gerçekleştirdiği mîmâri faaliyetlerindeki sanatkâr imzalarını
tespit etmektir. Araştırmada literatür taraması ve saha araştırması
yöntemleri kullanılmıştır. Kıbrıs’ta gerçekleştirilen mîmâri faaliyetlerde
pek çok sanatkârın görev aldığı ve farklı mesleklere sahip bu sanatkârların
imza geleneğini Kıbrıs coğrafyasında kökleştirdiği sonucuna ulaşılmıştır.

Turkish-Islamic Architecture is a whole that includes various branches
of art. In the formation of this whole, the artists with different professions
who direct the works of art play the leading role. These artists, such
as blacksmiths, engravers, calligraphers, architects, muralists, carpenters
and stonemasons, who took charge in architecture, both emphasized their
roles and created a tradition by signing their works. So much so that these
signatures sometimes consist of a form, and sometimes they consist of long
expressions.
Artist signature tradition; It showed itself in many states that ruled in
the Anatolian geography. The signatures of these artists can be traced in a
significant part of the works built by the Turkish-Islamic states in Anatolia.
The purpose of this research; The aim is to determine the signatures
of the artists in the architectural activities that the Ottomans carried out
here after the conquest of Cyprus in 1570-1571. Literature review and field
research methods were used in the research. It was concluded that many
artists took part in the architectural activities carried out in Cyprus and that
these artists with different professions rooted the signature tradition in the
geography of Cyprus.


Tipoloji Açıdan Öne Çıkan Örneklerle Kıbrıs’taki Cami Mimarisinin Değişkenliği

Ahmet Ali Bayhan

ORCID:

DOI:

Sayfalar: 67-112

Sardinya ve Sicilya’dan sonra Akdeniz’in üçüncü büyük adası olan, adını en önemli yer altı zenginliklerinden bakırın Latincesi ‘Cyprum / Cuprum’dan alan ve yaşanabilir iklimi, coğrafyası ve yeryüzü şekillerinin jeolojik özellikleri bakımından Anadolu yarımadasının bir parçası olarak değerlendirilen Kıbrıs, Roma İmparatorluğu’nun 395’te ikiye ayrılmasıyla 1191’de kesin bir şekilde imparatorluktan kopuşuna kadar Doğu Roma’nın (Bizans) sınırları içerisinde kaldığından stratejik ve ticari önemi dolayısıyla asırlarca Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında bir mücadele alanı olmuştur. Haçlı akınları zamanında stratejik üs olma özelliğini muhafaza eden, daha sonra Memlukler devrinde haraç vermek şartıyla Venedikliler ile Cenevizlerin egemenliğinde kalan Kıbrıs, aynı statüyle 1517’de Mısır’ın fethi sonucunda Osmanlı Devleti’ne bağlanmıştır. 1571’de fethedilerek Osmanlı topraklarına katılan, stratejik açıdan devletin üç kıtaya yayılan coğrafyasında kilit rol oynayan Akdeniz hâkimiyetindeki en önemli ve en kritik noktalardan birisi olan Kıbrıs’ta, fethi müteakip katedral / kilise
/ şapellerden dönüştürülen yapılara ilaveten günümüze kadar yaklaşık 450 yıllık Türk egemenliği zarfında inşa edilen cami ve mescitlerle adanın tarihinde adına rastlanılan diğer kültürler yanı sıra Osmanlı medeniyetinin birer nişanesi durumundaki eserler burayı adeta bir açık hava müzesi haline
dönüştürmüştür.

Tarihi boyunca sadece Anadolu coğrafyasındaki kadim Türk medeniyeti için değil aynı zamanda Ortadoğu halkları ve kültürleri için de stratejik ve askeri açıdan büyük önem taşıyan Kıbrıs’ta edebiyattan sanata, mimariden el sanatlarına, hatta muhtelif gelenek ve göreneklere kadar pek çok alanda Türk ve İslam kültürü ve medeniyetinin izlerini sürmek mümkündür. Bu bildiride, şimdiye kadar gerçekleştirilmiş literatüre dayalı olarak Türk İslam mimarisinin en önde gelen türlerinden birisi durumundaki camilerin tipolojik özelliklerine göre nasıl bir çeşitliliğe ve değişkenliğe sahip oldukları ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bu bağlamda daha önceki katedral / kilise / şapelden çevrilen yapılar hariç tutulursa, Osmanlı fethinden sonra inşa edilen camiler harim mekânındaki plan şemaları itibariyle
dikey dikdörtgen, yatay dikdörtgen, kare planlı, kare planlı ve tek kubbeli, merkezi planlı ve çok üniteli olmak üzere altı grupta değerlendirilebilirler.

Cyprus, which is the third-largest island in the Mediterranean after Sardinia and Sicily, takes its name from the Latin ‘Cyprum / Cuprum’ of copper, one of its most important underground riches and, evaluated as a part of the Anatolian peninsula in terms of its livable climate, geography and geological features of the landforms, has been a field of struggle between Muslims and Christians for centuries due to its strategic and commercial importance, since the Roman Empire was divided into two in 395 and, it remained within the borders of Eastern Rome (Byzantium) until its definitive break from the empire in 1191. Cyprus, which retained its feature of being a strategic base during the Crusades, and then remained
under the rule of the Venetians and Genoese on the condition of paying tribute during the Mamluk period, was connected to the Ottoman Empire with the same status in 1517 as a result of the conquest of Egypt. In addition to the buildings converted from cathedrals/churches/chapels after the conquest and the mosques and masjids built during the ongoing Turkish Sovereignty for approximately 450 years in Cyprus which was conquered in 1571 and joined the Ottoman lands and being one of the most important
and critical points on the Mediterranean domination that played a key role strategically in the geography of the state spanning three continents, the works that are a sign of the Ottoman civilization as well as other cultures whose names can be found in the history of the island have transformed this place into an open-air museum. In Cyprus, which has strategic and military importance not only for the ancient Turkish civilization in the Anatolian geography, but also for the peoples and cultures of the Middle East throughout its history, it is possible to trace Turkish and Islamic culture and civilization in many fields from literature to art, from architecture to handicrafts and even to various traditions and customs. In this paper, based on the literature so far, it will be tried to reveal what kind of diversity and variability the mosques, which are one of the leading types of Turkish-Islamic architecture, the buildings converted from the previous cathedral/church/chapel, the mosques built after the Ottoman conquest can be evaluated in six groups as vertical rectangle, horizontal rectangle, square plan, square plan with single dome, central plan and multi-unit plan schemes in the prayer-hall. have according to their typological features. In this context, excluding the buildings converted from the previous cathedral/church/chapel, the mosques built after the Ottoman conquest can be evaluated in six groups as vertical rectangle, horizontal rectangle, square plan, square plan with single dome, central plan and multi-unit plan schemes in the prayer-hall.


Kıbrıs’ta Tasavvuf ve Lefkoşa Mevlevîhânesi

Ahmet Ögke

ORCID

DOI:

Sayfalar: 113-134

Kıbrıs’ta tasavvufun tarihi, adanın müslümanlar tarafından fethiyle
birlikte başlar. Bu tarihi, ister Muâviye’nin emriyle Kıbrıs adasını ilk defa
fetih için H. 28 / M. 649 yılında gelen İslâm ordusunun adaya çıkışı ve
burada şehid düşen Hala Sultan ile başlatalım, isterse Osmanlı Sultanı II.
Selim zamanında 1571 yılında Kıbrıs’ın kesin olarak fethedilip İslâm toprakları
arasına katılmasıyla başlatalım, bu gerçek değişmez. Hala Sultan
Tekkesi ve Türbesi hâlâ ayakta ve yine Kıbrıs’ın kesin fethinin hemen sonrasında
kurulan Lefkoşa Mevlevîhânesi de hâlâ ayakta. Esâsen Sultan II.
Selim’e yakınlığıyla bilinen ve Kıbrıs’ın fethini gerçekleştiren ordu komutanı
Lala Mustafa Paşa da bir Mevlevî idi. İşte böylece Kıbrıs’ın fethinde
İslâm’ın fetih ruhunun yanı sıra en önemli motivasyon kaynaklarından biri
olarak Tasavvuf ve Mevlevîlik apaçık karşımıza çıkmakta.
Adanın 1571’deki Osmanlı fethine, Şam Halvetî hankâhı şeyhi Noktacı
Ali Dede’nin bir dervişi, Bektâşî Kutub Baba, ulemâdan Abdülaziz
Efendi gibi zatlar iştirak etmiş, şehid olanlara bilâhere önce türbe yapılmış,
daha sonra bu mekânlara mescid ve tekkeler eklenmiştir. Bunların başında
Hz. Peygamber s.a.v.’in süt teyzesi Ümmü Harâm’ın türbesi ve tekkesi
bulunmaktadır ki biz ona Hala Sultan demekteyiz.
Dinî ve tasavvufî hayatın kolları hükmündeki tarîkatların Kıbrıs’ın
hemen bütün şehirlerinde tekke ve zâviyeler kurdukları kaynaklara yer
almaktadır. Örneğin, Osmanlılar döneminde Anadolu’daki tarîkatların en
eskilerinden biri olan Eşrefiyye’nin İznik’teki dergâhının dördüncü postnişîni
Hamdî-i Evvel’in oğulları Abdülmü’min ve Lütfi efendilerin gayretleriyle
Eşrefîlik adına Lefke’de bir tekke kurulmuştur. Bu tasavvufî ekolünmensupları ve özellikle de postnişinleri, şiir ve tasavvuf başta olmak üzere
değişik alanlarda pek çok eserler vererek Kıbrıs’ın dinî ve kültürel hayatına
katkıda bulunmuşlardır.
Kıbrıs’ta Mevlevî, Bektâşî, Kâdirî, Nakşî ve Celvetî tarîkatlarına bağlı
yaklaşık 18 kadar tekke inşa edilmiştir. Bazı tekkelerde bazen Halvetî
şeyhleri de görev yapmışlardır. Kıbrıs’ta Mevlevîlik, 1593’te Lefkoşa
Mevlevîhânesi ve daha sonra da Magosa Mevlevîhânesi’nin açılmasıyla
birlikte kök salmıştır. Hala Sultan ve Kutub Osman tekkeleri bir ara Mevlevî
şeyhlerince idare edilmiştir.
İşte bu bildiride; genelde Kıbrıs’ta tasavvufî ekoller, tekkeler ve icra
ettikleri işlevler, adanın tarihî, dînî, edebî, fikrî, ahlâkî ve mânevî değerlerinin
inşası ve yaşatılmasında gösterdiği etkileri ele alınacak; Lefkoşa
Mevlevîhânesi özelinde de tarihî süreç içerisinde Kıbrıs’taki tasavvufî hayata
ve toplumdaki yansımalarına ışık tutulmaya çalışılacaktır.

The history of Sufism in Cyprus begins with the conquest of the island
by the Muslims. Let’s start this history with the arrival of the Islamic army,
which came to the island in H. 28 / M. 649 for the first time to conquer
the island of Cyprus by the order of Muawiya, and Hala Sultan, who was
martyred here, or the Ottoman Sultan II. Let’s start with the definitive
conquest of Cyprus in 1571 during the reign of Selim and its inclusion
among the Islamic lands, this fact does not change. The Hala Sultan
Dervish Lodge and Tomb are still standing, and the Nicosia Mevlevi Hause,
which was established right after the definitive conquest of Cyprus, is still
standing. Actually, Sultan II. Lala Mustafa Pasha, the army commander
who was known for his closeness to Selim and who realized the conquest
of Cyprus, was also a Mevlevi. Thus, in the conquest of Cyprus, Sufism
and Mevlevism are clearly seen as one of the most important sources of
motivation, as well as the spirit of conquest of Islam.
In the Ottoman conquest of the island in 1571, individuals such as a
dervish of Noktacı Ali Dede, the sheikh of the Halveti khan of Damascus,
Bektashi Qutb Baba, and one of the ulema Abdulaziz Effendi participated,
firstly mausoleums were built for the martyrs, and later mosques and
lodges were added to these places. At the beginning of these, Hz. There is
the mausoleum and lodge of Umm Haram (we call her Hala Sultan), the
foster aunt of the Prophet s.a.v.
It is found in the sources that the sects, which are the branches of
religious and sufistical life, established dervish lodges and zaviyes in
almost all cities of Cyprus. For example, during the Ottoman period, a
lodge was established in Lefke in the name of Eşrefiyye, with the efforts
of Abdülmü’min and Lütfi Efendi, sons of Hamid-i Evvel, the fourth
post of the dervish lodge of Eşrefiyye, one of the oldest sects in Anatolia.
Members of this sufistical school, and especially its followers, contributed
to the religious and cultural life of Cyprus by producing many works in
different fields, especially poetry and sufism.

About 18 lodges affiliated to the Mevlevi, Bektashi, Kadiri, Nakshi
and Celveti sects were built in Cyprus. Halveti sheiks also served in some
lodges. Mevlevi order in Cyprus took root in 1593 with the opening of
the Nicosia Mevlevi Lodge and later the Famagusta Mevlevi Lodge. Hala
Sultan and Qutb Osman lodges were ruled by Mevlevi sheikhs for a while.
Here in this statement; In general, Sufi schools, lodges and their
functions in Cyprus, and their effects on the construction and survival of
the island’s historical, religious, literary, intellectual, moral and spiritual
values will be discussed; In particular, the Nicosia Mevlevi Hause will try
to shed light on the mystical life in Cyprus and its reflections in the society
during the historical process.


Fetih Sonrası Kıbrıs’ın Türk Hayrat Sistemine Entegrasyonu ve Günümüze Yansıması

Bahaeddin Yediyıldız

ORCID: 0000-0001-9838-4222

DOI:

Sayfalar: 135-170

Bu bildiride Türk hayrat sisteminin Kıbrıs’ın fethinden sonra Adaya
nasıl nüfuz ettiği ve tarihi süreç içinde maruz kaldığı değişmeler sonucunda
günümüze nasıl yansıdığı konusu üzerinde durulacaktır. Hayrat sisteminden
kastettiğimiz aslında vakıflardır. Öyleyse öncelikle vakıflar yerine neden
hayrat sistemi kavramı kullandığımızın açıklanması gerekir. Bunun için
bildirinin ilk bölümünde bu hususun açıklanmasına ihtiyaç duyulmuştur.
Vakıf kurumunun yukarıda zikredilen ayetlerde geçen hayrat/iyilikler
kavramının yorumundan ve eyleme geçirilmesinden hareketle şekillendiğini
düşünüyorum. Çünkü vakfın kurucu belgesi olan vakfiyeler analiz edildiği
zaman orada üç temel havramla karşılaşıyoruz. Birisi bahsettiğimiz hayrat
kavramıdır ki, vakıf kurucularının inşa ettirdikleri ve topluma doğrudan
hizmet sunan cami, mektep, imaret, çeşme, köprü ve benzeri yapılardır.
İkincisi, akarat kavramıdır ki, birincilerin sürekli hizmette tutulabilmeleri
için gerekli geliri sağlayacak tarım alanları ev, dükkân, atölye ve benzeri
taşınmazlar ya da para gibi taşınır gelir kaynaklarıdır. Üçüncü kavram
olan vakıf ise, vakıf kurucusunun irade beyanıyla hayrat ve akaratı
kurumsallaştıran, kurum yöneticileri ile orada çalışanlar arasındaki ilişkileri
ve kurumun işleyiş mekanizmasını düzenleyen hukuki bir akittir. Bu üçlü,
sistemin ilk nüvesini oluşturmaktadır. Osmanlı İmparatorluğunda, sistemin
gelişmesinde, devletin önemli rolü olmuştur. Bilindiği üzere, özellikle kasabaların ve şehirlerin oluşumuna vesile olacak büyük imaret vakıflarının
kurucuları, üst düzey devlet görevlileridir. Toplumun yüzde doksanı zaten
köylüdür. Büyük vakıflar kurma şansları yoktur. Dolayısıyla devlet üst
düzey yöneticilerine büyük tahsisatlar ayırarak onlara din, maarif, sağlık,
sosyal yardımlaşma ve dayanışma alanlarında vakıf kurma sorumluluğu ve
görevi de yüklemiştir. Fıkıh kitaplarında anlatıldığı gibi vakıf, kişilerin ferdi
iradeleriyle meydana gelen eylemler bütünlüğünün ötesinde, devletin de
yönlendirmesi, özendirmesi ve desteğiyle teşekkül eden bir sistemdir. Söz
konusu hizmetlerin özerk ve sürdürülebilir bir yapıya sahip olan bu sistem
sayesinde gördürmeyi tercih etmiştir. Osmanlı devleti bu sistemi diğer
sistemleriyle birlikte, yönetici kadroları kanalıyla olduğu gibi Kıbrıs’a da
aktarmıştır. Bu olgu burada, Kıbrıs Fatihi Lala Mustafa Paşa örneğinde ele
alınacaktır. Vakfiyesinin analizinden hareketle Kıbrıs’taki hayrat ve akaratı
tanımlanacak ve Kıbrıs’a çıkan ilk sorumlunun vakfının ne kadar kapsamlı
bir bütün oluşturduğu gösterilecektir. Sonra da akaratının tek bir parçası
olan Tekkeli Çiftliğinin diğer arşiv belgelerinden hareketle zaman içindeki
hikâyesi anlatılarak günümüze yansıması gösterilmeye çalışılacaktır. Bu
çiftlik bugün Kapalı Maraş’ın zemininin bir kısmını oluşturmaktadır.


Kıbrıs Türk Resim Sanatı ve Öncü Ressamları

Bülent Salderay

ORCID

DOI:

Sayfalar: 171-186

Bu araştırmada, Kıbrıs Türk resim sanatının ne olduğu ve öncü ressamlarının
kimlerden oluştuğu genel amaç olarak ele alınarak değerlendirilmiştir.
Bu genel amaç doğrultusunda; Kıbrıs Türk resim sanatının tarihsel
eğitim süreci, ilk öncü ressamların kimler olduğu, cinsiyetleri, doğum
tarihleri, eğitimleri ve on-line ortamdaki güncel durumları irdelenerek
araştırılmıştır.
Bu araştırma, nitel bir çalışmadır. Bu bağlamda araştırma verilerinin
elde edilmesinde nitel araştırma yöntemleri içerisinde kullanılan literatür
(kaynak) tarama tekniği kullanılmıştır. Elde dilen verilerin değerlendirilmesinde
ise içerik analizi kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Kıbrıs Türk
resim sanatının gelişimine katkı sağlayan ressamlar oluşturmaktadır. Örneklemini
ise 19. yy.’ın son çeyreği ile 20. yy.’ın ilk yarısında (1950 yılına
kadar) doğan ve Kıbrıs Türk resim sanatına katkı sağlayan ressamlar oluşturmaktadır.
Araştırmanın bulgularından hareketle; (1) Kıbrıs Türk resim sanatı,
batılı tarzdaki fiziki koşulları ve uygulama yapısını İngiliz egemenliği döneminde
yakalamış olsa da; Osmanlı dönemi ve Türk kimliğinin etkilerinin
öncü ressamlar ve eserleri üzerinde etkili olduğu; (2) Kıbrıs Türk resim
sanatının 26 öncü ressamının, erkek ve kadın olarak eş zamanlı var oldukları,
Kıbrıs tarihi açısından Türk varlığının bir varoluş mücadelesi verdiği
1950, 1960, 1963 ve 1974 olaylarına tanıklık ettikleri, bu tanıklıklar ve yaşanmışlıklardan
hareketle resim yapmayı bir varoluş aracı olarak gördükleri
ve bu misyon ve vizyonla yurt dışında eğitim alanların Kıbrıs’a dönerek
Kıbrıs Türkünün resim anlayışını var etmeye çalıştıkları; ve (3) Kıbrıs Türk resim sanatındaki bu öncü ressamların günümüz on line ortamında
detaylı öz- geçmiş (eğitim, görevler, sanatsal çalışmalar, yayınlar vb. ilişkin
kronolojik verileri içeren öz- geçmiş), kendilerine ait sanat yapıtları,
kişisel web sayfaları ve kişisel veya grup sergilerinde görünürlüklerinin
artırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda; araştırmanın bulguları
ve ulaşılan sonuçtan hareketle bir takım önerilere de yer verilmiştir.

In this research has been evaluated what the Turkish Cypriot painting
art is and who its pioneer painters are by considering with the general
purpose. In line with this general purpose; were investigated the historical
education process of the Turkish Cypriot painting art, who the first pioneer
painters were, their gender, birth dates, education and current situations in
the online environment.
This research is a qualitative study. In this context, literature search
technique, which is used in qualitative research methods, was used to obtain
research data. Content analysis was used in the evaluation of the obtained
data. The universe of the research consists of painters who contribute to the
development of Turkish Cypriot painting art. Its sample consists of painters
who were born in the last quarter of the 19th century and the first half of the
20th century (until 1950) and contributed to the Turkish Cypriot painting art.
Based on the findings of the research; (1) It has been concluded that
although the Turkish Cypriot painting art captured the physical conditions
and practice structure of the western style during the British rule; The effects
of the Ottoman period and Turkish identity were influential on leading
painters and their works. (2) It has been seen that The 26 pioneer painters
of the Turkish Cypriot painting art exist simultaneously as men and women,
they witnessed the events of 1950, 1960, 1963 and 1974, in which the Turkish
existence struggled for existence in terms of the history of Cyprus, based on
these testimonies and experiences, they see painting as a means of existence
and those who have studied abroad with this mission and vision return to
Cyprus and try to bring the Turkish Cypriots’ understanding of painting into
existence. And (3) It has been concluded that should be Increase the visibility
of these pioneer painters in the Turkish Cypriot painting art in today’s online
environment with detailed CVs (curriculum vitae including chronological
data on education, duties, artistic works, publications, etc.), their own
works of art, personal web pages and personal or group exhibitions. In this
context; Based on the findings of the research and the result reached, some
suggestions are also included.


Akdeniz’deki Osmanlı Hafızası Garp Ocağı Şairleri

Cenk Güray, Murat Salim Tokaç

ORCID: 0000-0002-9410-725X, 0000-0003-3688-4314

DOI

Sayfalar: 187-200

Tarihte Garp Ocakları olarak da bilinen ve Cezayir, Tunus ve Trablusgarp
eyaletlerini merkez alan bölge Osmanlı’nın XVI. Yüzyıldaki Akdeniz
hâkimiyetine dair önemli bir simge işlevi de görmektedir. Yeniçerilik geleneğinin
de çok önemli bir unsuru olan ve tarihsel olayları nakleden birer
vakanüvis gibi de hareket eden “Yeniçeri Âşıkları Sınıfının” bölgedeki
kolu olan “Garp Ocağı Şairleri” ise bu ocağın temsil ettiği “cihan devleti”
fikrinin birinci derecede tanığı olmuşlar ve bölgedeki tarihsel olayları
sazları ve sözleri ile bugüne taşımışlardır. Bu çalışmanın amacı dönemin
efsanevi denizcilerinden olup Rodos’tan Kıbrıs’a Akdeniz’in önemli bir
kısmında faaliyet gösterdikten sonra Yeniçeri geleneğinin inanç boyutunun
özelliği gereği tarihe bir Bektaşi inanç önderi olarak yansıyan Gazi Murad
Reis’in izini o dönemin Yeniçeri-Bektaşi Saz Şairlerinin ürünlerinde ve
tarihsel belgelerde sürmektir.


Kıbrıs Ağzı Verileri ve Tietze Sözlüğü

Emine Yılmaz

ORCID: 0000-0002-3399-3059

DOI: 

Sayfalar: 201-210

Prof. Dr. Andreas Tietze’in, Viyana’daki öğrencilik yıllarından (1932-
1937) itibaren toplamaya başladığı ve kendisi ve öğrencileri tarafından
2002 yılında Avusturya Bilimler Akademisi tarafından yayımlanmaya
başlanan Tarihî ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugati’nin ilk dört cildi
2015-2016 yılları arasında TÜBA (Türkiye Bilimler Akademisi) tarafından
Prof. Dr. Semih Tezcan editörlüğünde yayımlanmıştır. Semih Tezcan’ın
2017’deki vefatından sonra sözlük, 2019’da, Prof. Dr. Emine Yılmaz ve
Prof. Dr. Nurettin Demir editörlüğünde 10 cilt olarak yayımlanmıştır. Ancak
bu baskıdan hemen sonra sözlüğün dağıtımı durdurulmuştur.
TÜBA’nın 2019’da görevine başlayan yeni başkanı Prof. Dr. Muzaffer
Şeker sözlüğün formatında değişikliğe gidilmesi kararı almıştır. Buna göre
sözlük 7 cilt ve bir Dizin olarak yeniden tasarlanmıştır. Ayrıca editörler
olarak Nisan 2019’da Viyana’da gerçekleştirdiğimiz tanıtım toplantısında,
sözlüğün eski yayın ekibinde bulunan Sena Doğan’dan almış olduğumuz,
Tietze sözlüğüne ait 6478 adet yeni fiş de sözlüğe eklenmiştir. Böylece Tarihi
ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugati’nin, son biçimiyle yedi cilt, bir
Dizin’den oluşan, 4.215 sayfa, 41.981 madde başı ve 71.318 örnek cümle
içeren, genişletilmiş ve gözden geçirilmiş ikinci TÜBA baskısı 2022’de
okuyucuyla buluşacaktır.

Bu yazıda Andreas Tietze sözlüğünde yer alan Kıbrıs ağzına ait malzeme
değerlendirilecektir.

As it is known, the Turkish material that Andreas Tietze started to
collect during his student years (1932-1937) in Vienna was being prepared
for publication by himself and his students since 1995. All publication
rights and related materials that cover Andreas Tietze’s works were
taken over by Turkish Academy of Sciences from all of Andreas Tietze’s
successors and Austrian Academy of Sciences in 2014 and Historical and
Etymological Turkish Dictionary Project (TÜBA- TETTL) was started
by Turkish Academy of Sciences in 2015. In December 2016, Turkish
Academy of Sciences published four volumes covering A-L letters under
the editorship of Semih Tezcan.
After the death of Semih Tezcan in September 2017, under the
editorships of Emine Yılmaz and Nurettin Demir the Tietze’s dictionary
was published in 10 volumes in 2019. However, its distribution was
stopped immediately after.
In 2019, the new president of TÜBA, Prof. Dr. Muzaffer Şeker started
his duty and decided to make changes on these issues, stating that the font
and design of the dictionary were not suitable and the number of volumes
was too high. Accordingly, the dictionary has been redesigned as seven
volumes and an Index. In addition, as editors, at the dictionary introduction
meeting we held in Vienna in April 2019, we had received 6478 new
index cards from Sena Doğan, who was a former publication team of the
dictionary. We saw it as an opportunity that the dictionary will make the
second edition and we decided to add these index cards to the dictionary.
TETTL was delivered to TÜBA in March 2021 as expanded and revised.
The new edition includes seven volumes, 4.215 pages, 41.981 lexical units
and 71.318 illustrative examples. We estimate that the second edition will
meet the reader in 2022.
In this article, the Cypriot dialect material in Andreas Tietze’s
dictionary has been evaluated.


Kıbrıs Türkülerine Yansıyan Düğün Gelenekleri

Feyzan Göher

ORCID: 0000-0001-5313-0763

DOI:

Sayfalar: 211-234

Binlerce yıllık Türk kültürünün damıtılmış en rafine ürünleri olan türküler,
sözel ve müzikal açıdan pek çok bilim alanına veri sunarlar. Türkü
sözlerinde bireysel duyguların yanı sıra göçler, savaşlar gibi toplumsal
olayları ve yansımalarını, gelenekleri-görenekleri görmek mümkündür.
Aşk, eğlence, kahramanlık, iş türküleri gibi çeşitli temalara sahip halk müziği
ürünleri, yöre halkının kıyafetlerinden yemeklerine, toplumsal hiyerarşisinden
yönelimlerine kadar pek çok bilgiyi barındırır. İnsan hayatının
en önemli aşamalarından kabul edilen düğünlerde söylenen türküler, maniler
ise çok özeldir. Ailenin ve yeni bir “ocak” açılmasının kutsiyetine
inanan Türklerde düğünün her aşaması büyük önem taşır ve bu aşamalar
türkülerle can bulur.
Geleneksel Türk düğünlerinin kökenlerini Asya Hunlarına dek takip
edebilmek mümkündür. Devam eden dönemlerde geniş bir coğrafyaya yayılan
Türkler, boylarına ait özellikler ve / veya farklı coğrafya ve komşuların
etkisi ile kısmen değişiklik gösteren ama temelde oldukça benzeyen
düğün âdetlerini sürdürmüşlerdir. Türk düğünleri yakın zamanlara kadar,
atlı ya da atsız yarışmaların yer aldığı, hünerlerin sergilendiği, ziyafetlerin
verildiği büyük eğlencelere sahne olmuştur. Hızlı küreselleşme, değişen
şartlar, mali durum gibi nedenlerle geleneksel Türk düğünlerinin süresi kısalmış,
pek çok uygulama kaybolmuş, düğünler de hemen her şey gibi “aynılaşma”
ya başlamıştır. Buna rağmen köklü geleneklerin bir bölümü yaşamaya
devam etmektedir. Geleneksel düğünlerde, günlerce devam eden
eğlencelerde bir takım ritüelistik uygulamalar gerçekleştirilir. Kız ve oğlan
evindeki eğlenceler, gelinin evden çıkarılması, ata binmesi, oğlan evine doğru yola çıkması gibi her aşama, maniler ve türkülerle anlam kazanır.
Düğün türküleri, geçmişin birer şahidi gibidir.
Betimsel karakterli bu çalışmada 50 Kıbrıs türküsü incelenmiş; geleneksel
Kıbrıs düğünlerinin türkülere nasıl yansıdığı araştırılmıştır. Kıbrıs
türkülerinde, kız evinde çalgı eşliğinde dikilen yorganlardan, gençlerin
düğün esnasında okudukları neşeli türkülerden, davul nağmeleriyle taşınan
çeyizden, sırmalı al duvaklı gelinden, kapı eşiğinde kırılan testiden,
buhurdan ile tütsü gezdiren ninelerden, def ve deblek eşliğinde oynayan
kadın oyunculardan, gece yarısı yakılan kınadan, yanık gazellerden, oynak
köy türkülerinden söz edilir. Türk müzik kültürünün en önemli çalgılarından
olan davul-zurna ikilisi, düğün ve mutluluğun “göstergesi”, “simgesi”
olarak Kıbrıs düğünlerinde yer alır. Bu türkülerde düğünlerde çalınan diğer
enstrümanlardan da söz edilir. Gelinin al veya ak duvağı, ata binmesi,
gelinle birlikte yürüyen kızlar, sağdıcın oyunu, silahların ateşlenmesi gibi
âdetler de Kıbrıs türkülerinde saptanan düğün gelenekleri içindedir. Çalışmada
düğün gelenekleri ile birlikte, üzerinde çalışılan Kıbrıs türkülerinin
melodik ve ritmik karakterlerine; türkülerde sık tekrar edilen kıyafet ve
aksesuar isimlerine, yiyecek isimlerine (meze, gabak çiçeği dolması vb),
Anadolu türkülerinde nadir gördüğümüz denizcilikle ilişkili ifadelere, yapı
isimlerine (hanay vb.) yeri geldiğinde değinilmiştir.

Turkish folk songs, which are the most refined products of thousands
of years of Turkish culture, provide data for many fields of science in terms
of their lyrics and musical structures. It is possible to see social events such
as migrations, wars and their reflections, traditions and customs as well as
individual feelings in folk songs. Folk music products with themes such
as love, entertainment and heroism contain a lot of information from the
clothes of the local people to their meals, from their social hierarchy to
their orientations. Folk songs performed at weddings, which are considered
one of the most important stages of human life, are very special. In Turks,
every stage of the wedding have great importance and these stages gain
meaning with the Turkish folk songs (türkü).
It is possible to trace the origins of traditional Turkish weddings back
to the Asian Huns. In the following periods, the Turks, who spread over a
wide geography, continued their wedding customs, which differed partially
due to the characteristics of their tribes and / or the influence of different
geographies and neighbors, but were basically quite similar. Until recently,
Turkish weddings have been the scene of great entertainments, where
competitions with or without horses take place, skills are exhibited and
banquets are given. Due to globalization, changing conditions and financial
situation, the duration of traditional Turkish weddings has shortened, many
practices have disappeared, and weddings have started to become the
“same” as almost everything else. Despite this, some of the deep-rooted
traditions are still alive. A number of ritualistic practices are performed
in traditional weddings and entertainments that continue for days. Every
stage, such as the entertainments in the bride’s and groom’s houses, the
bride’s departure from her father’s house, riding horse, and departure to
her husband’s house gain meaning with folk songs. Wedding ballads are
like witnesses of the past.
In this descriptive study, 50 Turkish Cyprus folk songs have been
analyzed; it has been examined that how traditional Cyprus weddings
are reflected in the folk songs. Many traditions are mentioned in Cyprus Turkish folk songs: Stitching a quilt accompanied by music in the bride’s
father’s house, the songs sung by the young, the dowry carried along with
the drums, the bride’s red veil, the old women burning incense, henna
application at midnight, female dancers dancing with def and deblek are
some of the traditions mentioned in wedding folk songs. The drum-zurna,
one of the most important instruments duo of Turkish music culture, takes
place in Cyprus weddings as the “signifier” and “symbol” of wedding and
happiness. Other music instruments played at weddings are also mentioned
in these folk songs. Traditions such as the bride’s red or white veil, the
girls walking with the bride, the theatrical show of the groomsman, and
the firing of guns are also among the wedding traditions determined in
Cyprus Turkish folk songs. In the study, along with the wedding traditions,
the melodic and rhythmic characters of the Cyprus folk songs; the
names of clothes and accessories that are frequently repeated in the folk
songs; food names (appetizers, stuffed zucchini flowers, etc.); nauticalrelated
expressions that we rarely see in Anatolian folk songs, names of
architectural structures (hanay, etc.) are mentioned.


Hala Sultan Ümmü Harâm Bint Milhan

Hüseyin Algül 

ORCID

DOI

Sayfalar: 235-258

Hala Sultan Ümmü Harâm bint Milhan, Medinelidir, Hazrec kabilesi’nin
Neccâroğulları kolundandır. Hz. Muhammed’in (as.) teyzesi veya
sütteyzesi olur. “Hala Sultan” diye tanınması, Arapça’da teyze anlamına
gelen “Hâle” nin Türk dünyasına “Hala” olarak geçmesiyle olmuştur.
Hala Sultan ve kızkardeşi Ümmü Süleym, Medineli hanım sahabiler
arasında saygıdeğer bir konumdaydılar. Ümmü Harâm ve Ümmü Süleym
kardeşler, hicretten sonra Hz. Muhammed’in (as.) çalışmalarına samimi
destek vermişlerdir. Ümmü Süleym’in oğlu ve Ümmü Harâm’ın yeğeni
Enes, on yaşından yirmi yaşına kadar Peygamberimize hizmet etmiş, dayısı
Harâm b. Milhan da Kabilelere dini öğretmek için gittiği bir seferde
baskına uğramış ve şehit düşmüştür.
Hz. Muhammed (as.) bu insanların fedakârlığını, desteğini, hiç unutmaz,
zaman zaman evlerine giderek ziyarette bulunur, onların gönlünü
alırdı. Yine bir defasında onların evinde iken yemek yedikten sonra hafifçe
uyumuş ve rüyasında Müslümanların deniz seferine çıktıklarını görünce
sevinç içinde tebessüm etmişti. Bunu öğrenen Hala Sultan, bu ilk deniz seferine
katılmayı arzu edince Peygamberimiz ona katılabileceği müjdesini
verdi. Gerçekten de Hala Sultan, Kıbrıs Seferi’ne kocası Ubâde b. Sâmit ile
katıldı ve gemiden çıktıktan sonra bineğinden düşerek şehit oldu (28/648).
Kıbrıs Adası, Osmanlı Devleti tarafından II. Selim devrinde 1571 yılında
fethedilince Hala Sultan’ın kabri bulundu. Mezarı üzerine türbe yapıldı,
vakıflar kuruldu; şadırvan, cami ve tekke yapılarak bölge imar edildi. Osmanlı denizcileri, Akdeniz’e açılırken, Larnaka hizasına gelince üç top
atışıyla Hala Sultan’ı selâmlarlardı.
Tüm İslâm dünyasında, Türk dünyasında ve özellikle Kıbrıslı Türkler’in
gönlünde yoğun bir Hala Sultan sevgisi vardır. Bu sevginin canlı
tutulması, büyük önem taşımaktadır.
Bu vesile ile Kıbrıs şehidimiz Hala Sultan’a selâm olsun!

Turkish folk songs, which are the most refined products of thousands
of years of Turkish culture, provide data for many fields of science in terms
of their lyrics and musical structures. It is possible to see social events such
as migrations, wars and their reflections, traditions and customs as well as
individual feelings in folk songs. Folk music products with themes such
as love, entertainment and heroism contain a lot of information from the
clothes of the local people to their meals, from their social hierarchy to
their orientations. Folk songs performed at weddings, which are considered
one of the most important stages of human life, are very special. In Turks,
every stage of the wedding have great importance and these stages gain
meaning with the Turkish folk songs (türkü).
It is possible to trace the origins of traditional Turkish weddings back
to the Asian Huns. In the following periods, the Turks, who spread over a
wide geography, continued their wedding customs, which differed partially
due to the characteristics of their tribes and / or the influence of different
geographies and neighbors, but were basically quite similar. Until recently,
Turkish weddings have been the scene of great entertainments, where
competitions with or without horses take place, skills are exhibited and
banquets are given. Due to globalization, changing conditions and financial
situation, the duration of traditional Turkish weddings has shortened, many
practices have disappeared, and weddings have started to become the
“same” as almost everything else. Despite this, some of the deep-rooted
traditions are still alive. A number of ritualistic practices are performed
in traditional weddings and entertainments that continue for days. Every
stage, such as the entertainments in the bride’s and groom’s houses, the
bride’s departure from her father’s house, riding horse, and departure to
her husband’s house gain meaning with folk songs. Wedding ballads are
like witnesses of the past.
In this descriptive study, 50 Turkish Cyprus folk songs have been
analyzed; it has been examined that how traditional Cyprus weddings
are reflected in the folk songs. Many traditions are mentioned in Cyprus Turkish folk songs: Stitching a quilt accompanied by music in the bride’s
father’s house, the songs sung by the young, the dowry carried along with
the drums, the bride’s red veil, the old women burning incense, henna
application at midnight, female dancers dancing with def and deblek are
some of the traditions mentioned in wedding folk songs. The drum-zurna,
one of the most important instruments duo of Turkish music culture, takes
place in Cyprus weddings as the “signifier” and “symbol” of wedding and
happiness. Other music instruments played at weddings are also mentioned
in these folk songs. Traditions such as the bride’s red or white veil, the
girls walking with the bride, the theatrical show of the groomsman, and
the firing of guns are also among the wedding traditions determined in
Cyprus Turkish folk songs. In the study, along with the wedding traditions,
the melodic and rhythmic characters of the Cyprus folk songs; the
names of clothes and accessories that are frequently repeated in the folk
songs; food names (appetizers, stuffed zucchini flowers, etc.); nauticalrelated
expressions that we rarely see in Anatolian folk songs, names of
architectural structures (hanay, etc.) are mentioned.


Kıbrıs Vakıflar İdaresi ve İyilik Gönüllüleri

İbrahim Benter, Aytül Bilen

ORCID

DOI

Sayfalar: 259-266


Menteşeoğulları Dönemi Bağlamında Anadolu-Kıbrıs Sanat İlişkileri

Kadir Pektaş

ORCID: 0000-0002-5919-8184

DOI

Sayfalar: 267-286

Selçuklu idaresinin zayıflamaya başladığı XIII. yüzyılın ortalarından
itibaren Anadolu’da kurulan Beyliklerin zaman ilerledikçe bağımsız hareket
etmeye başladığı görülür. Bu yeni durum öncekinden biraz daha farklı
bir kültür sanat ortamının doğmasına ve gelişmesine yol açmıştır. Konya,
Sivas, Kayseri, Erzurum gibi Selçuklu döneminin önemli sanat merkezlerinden
ayrı olarak özellikle batı bölgelerinde yeni merkezlerin ön plana
çıkması, Osmanlı’nın klasik çağını hazırlayan gelişmelerin başlıca etkeni
olmuştur.
Bu bildiride Anadolu-Kıbrıs ilişkileri Menteşeoğulları Beyliği özelinde
ele alınacağından tarihsel kapsam da XIII. yy. ortaları ile XV. yy. başları
olarak belirlenmiştir.
Batı Anadolu sahillerini elinde bulunduran Karesi, Saruhan, Aydın ve
Menteşeoğulları beylikleri, XIII. yüzyılın ortalarından bazıları XIV. yüzyıl,
bazıları XV. yüzyılın ortalarına kadar yaklaşık iki asırlık zaman dilimi
içinde etkili olmuş, Ege ve Akdeniz’deki adalarla sosyal ve ticari anlamda
yakın ilişki içinde olmuşlardır. Menteşeoğulları diğer beylikler gibi Venedik
ile defalarca ticaret anlaşmaları imzalamış, bu arada Fethiye’den Didim’e
kadar elinde tuttuğu kıyıların avantajını kullanmış ve Anadolu-Doğu
Akdeniz ticaretinin etkin aktörü durumuna gelmiştir. Ticari hayattaki
yakın ilişki kültür ve sanat ortamında da karşılıklı etkileşimi beraberinde
getirmiş olmalıdır.
Canlı bir sosyal etkileşim içinde olsalar da Batı Anadolu kıyılarını tutan
denizci beyliklerin ortaya koyduğu mimarlık eserlerinde adalar veya
biraz daha geniş kapsamda Doğu Akdeniz havzasının etkisi, beklenenin
aksine çok büyük bir yer tutmamaktadır. Bununla birlikte mimari eserlerin plan düzenlemeleri dışında detaylardaki birtakım uygulamalar bu etkileşimi
tümüyle yok saymanın mümkün olamayacağını da gösterir.
Etkileşimin açık bir şekilde görüldüğü Beçin Ahmed Gazi Medresesi
eyvanların arasındaki hücreler ve avlulu plan düzenlemesi ve anıtsal taçkapısıyla
Selçuklu geleneğini sürdürmektedir. Ancak silmelerle hareketlendirilen
taçkapı, Divriği Ulu Camii Şifahane taçkapısından bu yana ciddi
bir şekilde vurgulanmış Gotik etkiyle burada tekrar karşımıza çıkmaktadır.
Ayrıca eyvanın avluya açılan yüksek sivri kemeri, yine cephede hareket
sağlayan profilli silmelerle belirginleştirilirken silmelerin içinin süslendiği
görülür. Bu uygulamalar Girne yakınlarında Bellapais Manastırı (XII. yüzyılın
ikinci yarısı), Lefkoşa Selimiye Camii (XIII. yy.), Gazi Magosa’da
Lala Mustafa Paşa Camii (St. Nikola Katedrali, 1298-1312) ve Büyük Hamam
(St. George Kilisesi, 1306-1309) gibi Kıbrıs’ta büyük ölçülerdeki yapıların
neredeyse tamamında görülmektedir.
Silmelerle oluşturulan iri düğümler Milas Firuz Bey Camii’nin harim
kapısının yan kenarlarından başka Selçuk İsa Bey Camii ile Kale Köşkü
kapısında ve Balat İlyas Bey Camii mihrabında da görülür. Yine kapı ve
pencere alınlıklarındaki girintilerin üstten mukarnas kuşağıyla kesildiği
düzenleme Milas Firuz Bey ve Selçuk İsa Bey camilerinde görülür. Suriye
ve Mısır etkisine bağlanan bu düzenlemeler, coğrafi olarak merkezinde
Kıbrıs’ın yer aldığı Doğu Akdeniz havzasının sanat anlayışının ürünleridir.
Etkileşimin ipuçlarını günlük kullanım eşyaları ve sikkelerde de görmek
mümkündür. Memluk döneminde Mısır’da, Kıbrıs’ın Lüsinyan kralı
IV. Hughes için yapılan bir çukur kap üzerinde kalkan üzerine işlenmiş
kraliyet armasında iki ayak üzerinde gösterilmiş stilize aslan figürü, Beçin
Ahmed Gazi Medresesi baş eyvanı kemer alınlıklarındaki kabartma aslan
tasvirleriyle benzerlik göstermektedir. Dahası Milas’ta ele geçen definede
bulunan Lüsinyan sikkeleri, yukarıda detaylarını verdiğimiz ilişkilerin somutlaşmış
örnekleridir.

In XIII. Century Seljuk administration began to weaken. It is seen that
the principalities established in Anatolia from the middle of the century
began to act independently as time progressed. This new situation has led
to the emergence and development of a slightly different culture and art
environment than the previous one. Apart from the important art centers
of the Seljuk period such as Konya, Sivas, Kayseri and Erzurum, the
emergence of new centers, especially in the western regions, was the main
factor in the developments that prepared the classical age of the Ottoman
Empire.
In this paper, we will be discussing the Anatolian-Cyprus relations and
particularly the Menteşeoğulları Principality. The historical timeline will
be from middle of XIII. century to XV. century.
Karesi, Saruhan, Aydın and Menteşeoğulları principalities held
the Western Anatolian coasts, from XIII. century to XV. century. They
were effective in a time period of about two centuries, and they were in
close social and commercial relations with the islands in the Aegean and
Mediterranean. Menteşeoğulları, like other principalities, signed trade
agreements with Venice many times, meanwhile, used the advantage of
the coasts it held from Fethiye to Didim and became an active actor in
the Anatolian-Eastern Mediterranean trade. The close relationship in the
commercial life must have brought about mutual interaction in the culture
and art environment.
Contrary to expectations, the effect of the islands or, in a broader
context, the Eastern Mediterranean basin, does not occupy a large place in
the architectural works of the maritime principalities holding the Western
Anatolian shores, even though they are in a lively social interaction.
However, some applications in details rather than the plans of architectural
works also show that it is not possible to completely ignore this interaction.
The Beçin Ahmed Gazi Madrasa, where the interaction is clearly seen,
continues the Seljuk tradition with its cells between the iwans, its courtyard
plan arrangement and its monumental portal. However, the portal, which is animated with moldings, appears here again with the Gothic effect, which
has been seriously emphasized since the portal of Divriği Great Mosque
Hospital. In addition, the high pointed arch of the iwan opening to the
courtyard is highlighted by the profiled moldings that provide movement
on the façade, while the inside of the moldings is decorated. We can see
all these practices in the Bellapais Monastery (second half of the 12th
century), Nicosia Selimiye Mosque (XIII. century), Lala Mustafa Pasha
Mosque (St. Nikola Cathedral, 1298-1312) and the Great Bath (St. George
Church) in Famagusta near Kyrenia. , 1306-1309), to say almost all largescale
structures in Cyprus.
The large knots created with moldings can be seen on the sides of the
sanctuary door of the Milas Firuz Bey Mosque, as well as at the Selcuk Isa
Bey Mosque and the Kale Mansion door, also on the altar of the Balat İlyas
Bey Mosque. Again, the arrangement in which the recesses on the door and
window pediments are cut with a muqarnas belt from above can be seen
in the Milas Firuz Bey and Selçuk Isa Bey mosques. These arrangements,
which are tied to the influence of Syria and Egypt, are the products of the
artistic understanding of the Eastern Mediterranean basin, where Cyprus is
located in the geographical center.
It is also possible to see hints of interaction in daily use items and
coins. In Egypt during the Mamluk period, the Lusignan king of Cyprus
IV. The stylized lion figure depicted on two legs on the royal coat of arms
engraved on a shield on a hollow vessel made for Hughes is similar to
the relief lion depictions on the arch pediments of the Beçin Ahmed Gazi
Madrasa. Moreover, the Lusignan coins found in the treasure found in
Milas are the embodiments of the relationships we have detailed above.


Kıbrıs Masallarında Gündelik Hayattan İzler

Mustafa Sever

ORCID: 0000-0002-1991-2750

DOI:

Sayfalar: 287-296

Anlatımının -miş’li geçmiş zaman (söylenti) kipiyle olmasından olsa
gerek, masal hayâl ürünü olarak görülür. Birçok araştırmacı masalı tanımlarken
gerçek olmayan bir çevreden, hayâlî ve olağanüstü varlıklardan,
acayip ve tuhaf olaylardan söz ederler. Doğrudur. Hayâlî olaylar, hayâlî
varlıklar, zıt karakterli masal kişileri, iyi-kötü çatışması, vb. masalın temel
özellikleridir. Ancak, masalda hayaller, yaşanmışlıklar yanında yaşanmak
istenenlere, özlemlere, beklentilere de yer verilir. Masal anlatıcısı “ideal
olanı, ideal edilmeye değeni yüceltirken veya şerrinden kaçınılması, korunulması
gerekeni” (Sever 1995:5) sergilerken içinde bulunduğu zaman ve
çevredeki olay, durum ve kişileri de kullanır. Bu yönüyle masal, gündelik
hayattan, yani gerçek hayattan da izler taşır. Diğer yandan masalda anlatıcının
ruh hâli, inançları, ahlâkî yapısı, vb. de sergilenir. Bu yönüyle anlatıcı
şahıs, içinde yaşadığı toplumun değer yargılarını yansıtır. Azadovski’ye
göre, anlatıcı “özgün bir kişidir ve sosyal çevresini yansıtır.” (1992:25).
Çalışmamızda, Prof. Dr. Saim Sakaoğlu’nun Kıbrıs Türk Masalları
adlı kitabındaki 21 masal ve Türkân Özokutan’ın yüksek lisans tezindeki
49 masal temel alınmıştır. Bu masallarda, anlatıcılar tarafından sunulan
Kıbrıs Türklerine özgü gündelik hayat, âdet ve inanmalar üzerinde durulacaktır.

The tale is seen as a product of imagination, probably because its
narration is in the past tense (rumor). Many researchers talk about an unreal
environment, imaginary and extraordinary beings, strange and strange
events while describing the tale. It’s true. Imaginary events, imaginary
beings, tale characters with opposite characters, good-evil conflict, etc. are
the main features of the tale. However, in the tale, dreams, experiences
as well as what is wanted to be lived, longings and expectations are also
included. The story teller also uses the events, situations and people in the
time and environment she/he is in, while she/he exalts the ideal, what is
worthy of being ideal, or what should be avoided and protected from evil.
In this respect, the tale carries traces of daily life, that is, from real
life. On the other hand, the narrator’s mood, beliefs, moral structure, etc.
is also displayed. In this respect, the narrator reflects the value judgments
of the society in which he lives. According to Azadovski, the narrator is “a
unique person and reflects his social environment.” (1992:25).
In our study, 21 tales in Prof. Dr. Saim Sakaoğlu’s book Cyprus
Turkish Tales and 49 tales in Türkân Özokutan’s master’s thesis are based
on. In these tales, the daily life, customs and beliefs of the Turkish Cypriots
presented by the narrators will be emphasized.


Bazı Başat Efsanelerin Kıbrıs’taki Yayılımı Üzerine

Saim Sakaoğlu

ORCID

DOI:

Sayfalar: 297-312

Bilim dünyasına adım attığımız günlerde, efsane kavramı bizim için
sorularla dolu idi. Çünkü o güne kadar bu konuyla tanışmamıştık. Çocukluğumuzda
dinlediklerimizin arasında efsanelerin de olduğunu çok sonra
öğrenecektik. Çünkü bizim dünyamıza girenler masal da olsa, efsane de
olsa kendi adlarıyla anılmazlardı. Ancak zamanı gelince biz bu konuyu
derslerimizin arasında işliyorduk. Hatta daha da ileri giderek bu konu üzerine
son derece özgün bir doçentlik tezi hazırlayacaktık.
Kıbrıs adamızla ilgili yayınlarımızın tarihi de oldukça eskidir ve bu
alanda iki de bibliyografya hazırlamıştık. Makale, bildiri, derleme ve tanıtma
türü yazılarımızın arasında Kıbrıs efsanelerinin önemli bir yeri vardı.
Bu konudaki bildirilerimizde efsaneler değişik yöntemlerle ele alınmıştı.
Biz, bunca yılın emeğinin bir sonucu olarak da çok farklı bir konuyu
ele almak istemiştik. Çünkü efsaneler üzerine hazırlanan bildirilerin önemli
bir bölümü birkaç örnek metnin benzerleri üzerine kurulan karşılaştırmalı
çalışmalardı. O günün şartlarında yaptığımız araştırmaların bir sonucu
olarak ortaya koyduğumuz tip kataloğunun bir tür devamı olmak üzere,
alana bir yenilik getirmek amacıyla bu bildirimizin konusunu ele almayı
uygun bulduk. Böylece alanımız, bundan böyle benzeri ve anlamlı çalışmalar
için bir kapı aralamış olacaktır.
Efsane dünyamızın zenginliği karşısında bazı yeni terimlerin ortaya
atılmasının gerekliliğine inananların başında gelmekteyiz. Bütün Türk
dünyasında olduğu gibi bütün dünyada da derlenip yazıya geçirilen veya arşivlenen binlerce efsaneye yeni bir açıdan bakmak, ona uygun bir de
terim ileri sürmek istiyoruz. Elimizdeki efsanelerden bir bölümü sadece
bir olay, kişi veya mekâna bağlı olarak anlatılmaktadır. Kıbrıs’ta anlatılan
Canpolat, Serçe, Hala Sultan efsaneleri ile Türk dünyasındaki Kurşunçavuş,
Geyti Dağı, Burdur efsaneleri bunun en güzel örnekleridir. Ancak bazı
efsaneler bir çatı etrafında gelişmekte; olay, kişi veya mekâna bağlı olarak
değişiklik göstermekte, bir tür varyant (= eş metin) havasına bürünmektedir.
İşte biz bu, aslında birbirlerinin benzeri gibi algılansa da Türk dünyasında
çok farklı şekillere girebilen efsanelere BAŞAT EFSANELER adını
önermekteyiz. Çünkü bu efsaneler âdeta bütün coğrafyada uygun şartları
yakaladıkça karşımıza yeni bir örneğiyle çıkmaktadır: Cami-hamam ikilisi,
Hacca giden efendinin hizmetkârı, çocuğun altını nimetle temizleme,
Hızır’ı tanıyamama, taşa dönüşme, kuşa dönüşme, vb.
Kıbrıs efsaneleri üzerine bazı meslektaşlarımızın kitap, makale, bildiri
ve derleme boyutunda güzel çalışmaları vardır. Biz de 1985 yılından beri
bu konuya eğilmekteyiz. Bildirimizde BAŞAT EFSANE kavramı tanımlanacak,
Kıbrıs’ta derlenenlerin Türk dünyasındaki kardeşleriyle olan benzerlikleri/
ilişkileri ele alınacaktır.

Nowadays, in which we stepped into the science world, the concept
of legend was full of questions for us, as we had not met this subject until
that day. We would learn much later that there were legends among the
things we heard in our childhood because those who found a way into
our world were not called by their names, whether they were fairy tales
or legends. However, when the time came, we were teaching this subject
in our lessons. We would even make headway and prepare a very original
associate professorship thesis on this subject.
The history of our publications related to our island of Cyprus is also
quite old, and we have prepared two bibliographies in this field. Cyprus
legends had an important role among our articles, papers, compilations,
and introductions. In our papers on this subject, legends were discussed
with different methods.
We wanted to discuss a very different subject as a result of all these
years of hard work because an important part of the papers prepared on
legends were comparative studies based on the similar of a couple of
sample texts. We have deemed it suitable to discuss the subject of this
paper in order to bring innovation to the field as a kind of continuation
of the type catalog that we put forward as a result of our research under
the conditions of that day. Thus, our field will open a door for similar and
significant studies from now on.
We lead those who believe in the necessity of introducing some new
terms in relation to the richness of our world of legends. As in the whole
Turkish world, we also want to look at the thousands of legends compiled,
written down, or archived all over the world from a new perspective, and
we would like to suggest a proper term. Some of our legends are told only
in relation to an event, person, or place. The legends of Canpolat, Serçe
(Sparrow), Hala Sultan (Aunt Sultan) told in Cyprus and the legends of
Kurşunçavuş, Geyti Dağ, and Burdur in the Turkish world are the best
examples of that. However, some legends are gathered under one roof,
vary depending on the event, person or place, and take on a kind of variant (= co-text). Here we propose the name DOMINANT LEGENDS to these
legends, which can take many different forms in the Turkish world,
although they are perceived as similar to each other because we confront
these legends with a new example as we get the proper conditions in almost
all geography: the mosque-hammam couple, the servant of the master who
went on pilgrimage, changing the child’s diaper with blessings, not being
able to recognize Khidr, turning into stone, turning into a bird, etc.
Some of our colleagues have good studies on the legends of Cyprus
as books, articles, papers, and compilations. We have been giving some
thought to this topic since 1985. In our paper, we define the concept of
DOMINANT LEGEND and discuss the similarities/relationships of those
compiled in Cyprus with their brothers in the Turkish world.


Akdeniz Uygarlığı ve Kıbrıs’ta Türk İzleri

Ulvi Keser

ORCID

DOI:

Sayfalar: 313-348

Kıbrıs esasında Akdeniz’in ortasında bir uçak gemisine benzetilmesinin
ötesinde dinler tarihinden mitolojiye farklı disiplinlere ev sahipliği yapan,
tarih boyunca çeşitli kavimlerin ve şüphesiz çok farklı gelenek ve hayat
biçiminin gelip geçtiği, Afrodit’in Lanetliler Adası olarak da anılan küçük
bir adadır. Öte yandan bu adada yaşamış onca farklı topluluğun adaya
yüklediği misyon bunların çok daha ötesindedir. Özellikle Arap ve Mısır
istilaları sonrasında 15. yüzyılın ardından Osmanlı hâkimiyeti ve Türk
nüfusun adaya göç etmeye başlamasıyla adada çok daha farklı demografik
özellikler görülmeye başlar. Fiziki ve doğal yapısı çok farklı dağ silsileleri
ve mağaraların oluşmasına da neden olan Kıbrıs adasında buna bağlı olarak
zengin bir halk kültürü söz konusudur. Bu çalışma kapsamında adanın
inanç eksenine ve uygarlık bağlamında özellikle 1571 sonrasında adada
Türk izlerine değinilecektir.

Cyprus, more over than being an aircraft carrier, is an island that hosts
a variety of disciplines such as history of the religions, and mythology,
a good many tribes, and a variety of different traditions and the customs
throughout the history, and is also known as the Cursed Island of Aphrodite.
On the other hand, the mission burdened by the communities who have
lived on the island is more than all these concepts. Especially subsequent
to the Arabic and Egyptian invasions, and after 15th century, Ottoman
conquest and the immigration of the Turkish people to the island cause
a good many changes in the demographic situation of the island. Due to
its physical and natural structure, the island of Cyprus has lots of natural
caves and the ranges of mountains as well as a rich folkloric culture. This
research will focus on, in particular, the world of beliefs, and especially the
Turkish marks subsequent to the Ottoman conquest of the island in 1571.


Kıbrıs’ta Teknoloji Kullanımının Politik Düşünceye Etkisi

Nazım Beratlı

ORCID

DOI:

Sayfalar: 349-362

Bu çalışmada Kıbrıs’ta üretimde kullanılan teknoloji ile siyasi düşüncenin
gelişimi arasındaki ilişki tartışılmaktadır. Bilinen tarihinin başından,
2. Dünya Savaşı sonuna kadar adada, antik teknolojilerle sadece et ve basit
tarımsal üretim yapıldığı rapor edilmektedir. Britanyalı yöneticilerin yazdıklarına
göre, yönetimlerinin ilk yıllarında, Kıbrıs’taki tarımsal üretim,
Strabo’nun MÖ 3. Yy’da kaleme alınan anılarında anlatılan düzeyin, beşte
biri oranındadır. Bunun sebebinin, kullanılan ger tarımsal teknikler olduğu
kaydedilmektedir. Sonuç olarak, üretimdeki bu dar görüşlülük, hayatın her
alanına da sirayet etmiş olup, son yüzyılda adada yaşanan politik gelişmelerin
de zeminini oluşturmaktadır.

Devalopment of the Technologie usage in the production and the improvements
of political menthality in Cyprus have been discussed with
this article. From the begining of her’s known history till to the end of the
Second World War it was reported that Cyprus had produced only meat and
simple agricultural products with the same technologie from the ancient
times. According to British officials, during the first years of British rule in
the island, all production rate of the island was five times less then the time
of Strabo’s memories which were written at the 3rd century BC. It is mentioned
that the responsibility, belonged to the primitive agricaltural technics.
In conclusion, this narrow minded point of view in the production
effected all parts of the life, including the political ideas which have no
improvement for the last century.


Kıbrıs Türk Kimliği

Hasan Cicioğlu

ORCID

DOI:

Sayfalar: 363-372


Kıbrıs’ın Fethi ve Bazı Mabetlerin Ulu Camiye Tahvîli

Kemal Özkurt

ORCID: 0000-0003-3841-7250

DOI:

Sayfalar: 373-386


Kıbrıs Türk Ağzında Yerlileşen Batı Kökenli Sözcükler

Osman Erciyas

ORCID

DOI:

Sayfalar: 387-404

Kıbrıs’ta konuşulan Türkçe; kökleri Anadolu’ya bağlı olan ve
1571’den itibaren Ada’ya göç etmiş Türklerin beraberlerinde getirdikleri
Kıbrıs Türk ağzıdır. Ağız kavramı, normal olarak bir ülkenin resmi sınırları
içerisinde kullanılan ve birtakım vurgu/söyleyiş farklılıkları içeren dil kullanımları
şeklinde tanımlanır. Bu yönüyle Kıbrıs Türk ağzı, Türkiye Cumhuriyeti’nin
resmi sınırları içerisinde yer almamasına karşın, literatürde
Türkiye Türkçesinin bir ağzı olarak kabul edilir. Yapılan bilimsel çalışma
ve değerlendirmelerde bu konu üzerinde uzlaşılmıştır. Kıbrıs Türk ağzına
veya Kıbrıs’ta konuşulan Türkçeye, yalnızca ölçünlü dile göre farklılık arz
eden bir ağız olarak bakmak yeterli değildir. Nitekim Kıbrıs Türk ağzı, 450
yıldır bu Ada’da varlığını devam ettiren Kıbrıs Türklerinin her türlü asimilasyon
ve yozlaştırma çalışmalarına karşı kullandığı en önemli kalkanıdır.
Sömürgeci ve emperyalist yönetim anlayışlarının kimliksizleştirme faaliyetlerine
karşı kendi değerlerini koruma güdüsüyle hareket eden Kıbrıs
Türkleri, her dönemde istisnasız bir şekilde Türk dilinin birleştirici gücünü
idrak ederek varlığını muhafaza etmiş ve bugünlere taşımıştır. Türk kimliğini,
değerlerini ve kültürünü devam ettirme misyonunu yüklenmiş olan
Kıbrıs Türk ağzı, farklı dillerle bir arada kullanılmasına ve yabancı dillerden
birçok kelime almasına karşın Türkçe ses hususiyetlerini korumuştur.
Günümüz Ölçünlü Türkiye Türkçesi ve ağızları, Orhun Türkçesinden ileri
gelen ve Anadolu coğrafyasında bir imparatorluk dili haline gelmiş Türkçenin
bugünkü versiyonudur. Kıbrıs Türk ağzı da bu dil varlığının Akdeniz’deki
uzantısı ve temsilcisidir. Farklı kıtalara hükmetmesi ve birçok medeniyetle
ilişki kurması neticesinde söz varlığını genişleten Türkçe diğer dillere çok sayıda kelime verirken, bünyesine kattığı yeni kelimeleri bir
zenginlik olarak görmüş ve bu yeni unsurları kendi dil özelliklerine uygun
hale getirmiştir. Yer adlarından alet isimlerine, denizcilik terimlerinden bilimsel
terminolojiye kadar uzanan alıntı sözcükler, Türkçenin yerlileştirme
kapsamına girmiş ve Ziya Gökalp’in vurguladığı gibi halk dilinde Türkçeleşmiştir.
Osmanlı Türkçesi ve sonrasında ölçünlü Türkiye Türkçesi dönemi
resmi dil politikalarında, alıntı sözcüklere yönelik önyargı oluşmamış;
Frenk dili veya Lingua Franka adıyla da bilinen Batı kökenli sözlerin kökeniyle
ilgili yanıltıcı yönlendirmeler yapılmamıştır. Doğu ve Batı kökenli
alıntı sözlerde tümüyle benzer anlayış hakim olmuş ve yerlileştirme politikası
güdülmüştür. Türkiye Türkçesinin bir ağzı olan Kıbrıs Türk ağzında
da Batı dillerinden alıntılanan ve bir nevi Türkçe kimlik kazanan sözcükler
yerlileşerek kullanımda yaygın hale gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, Kıbrıs
Türk ağzının Türkçe ses hususiyetlerine göre yerlileştirme özelliğini Batı
kökenli sözcükler üzerinden ele alarak değerlendirmektir.

Turkish spoken in Cyprus; It is the Turkish Cypriot dialect, which has
its roots in Anatolia and brought with them by the Turks who immigrated
to the Island since 1571. The concept of dialect is defined as language
uses that are normally used within the official borders of a country and
include some accent/pronunciation differences. In this respect, although
the Turkish Cypriot dialect is not located within the official borders of
the Republic of Turkey, it is accepted as a dialect of Turkey Turkish in the
literature. Scientific studies and evaluations have agreed on this issue. It
is not enough to look at the Turkish Cypriot dialect or the Turkish spoken
in Cyprus only as a dialect that differs from the standard language. As a
matter of fact, the Turkish Cypriot dialect is the most important shield
used by the Turkish Cypriots, who have been living on this island for
450 years, against all kinds of assimilation and corruption. Acting with
the urge to protect their own values against the de-identification activities
of colonial and imperialist management understandings, the Turkish
Cypriots, without exception, have preserved their existence and carried
them to the present day by realizing the unifying power of the Turkish
language. The Turkish Cypriot dialect, which has undertaken the mission
of maintaining the Turkish identity, values and culture, has preserved its
Turkish sound characteristics, despite being used together with different
languages and borrowing many words from foreign languages. Today’s
Standard Turkey Turkish and its dialects are the current version of Turkish,
which originated from Orkhon Turkish and became an imperial language
in the Anatolian geography. The Turkish Cypriot dialect is also the
extension and representative of this language entity in the Mediterranean.
Turkish, which expanded its vocabulary as a result of dominating different
continents and establishing relations with many civilizations, gave many
words to other languages, while seeing the new words it added to its
body as a richness and adapting these new elements to its own language
characteristics. The borrowed words, ranging from place names to tool
names, from nautical terms to scientific terminology, were included in
the scope of indigenization of Turkish and, as Ziya Gökalp emphasized,
became Turkish in the colloquial language. In the official language policies of Ottoman Turkish and later, standardized Turkey Turkish, there was no
prejudice against borrowed words; No misleading guidance has been made
regarding the origin of Western words, also known as Frankish or Lingua
Franka. A completely similar understanding prevailed in quotations of
Eastern and Western origin, and a policy of indigenization was pursued.
In the Turkish Cypriot dialect, which is a dialect of Turkey Turkish, words
borrowed from Western languages and gaining a kind of Turkish identity
have become localized and become common in use. The aim of this
study is to evaluate the localization feature of the Turkish Cypriot dialect
according to the Turkish phonetic features by considering it through words
of Western origin.


Türk Yurtlarının Tanıtılmasında Edebiyatın Rolü ve Kıbrıs

Tahir Kahhar

ORCID

DOI:

Sayfalar: 405-416

Kıbrıs Türk Edebiyatı’nın Özbekistan`da tanıtılması, 1994 yılında Özbekistan
Avazı gazetesinde, Miraziz Azam çevirisiyle yayımlanan Kıbrıslı
şair Osman Türkay`ın şiirleriyle başlanmıştır. Daha sonra aynı gazetede
Tahir Kahhar çevirisiyle Rauf Denktaş`ın Saadet Sırları kitabı ile İsmail
Bozkurt`un Mangal romanından parçalar yayımlandı. Bunları, Haber,
Tang Yulduzı, Marifet gibi gazetelerde, Cihan Edebiyatı dergisinde Tahir
Kahhar çevirisiyle yayımlanan, Kıbrıslı Türk şairlerinin şiirleri ile Babahan
Şerif’in çevirisiyle İsmail Bozkurt`un Mangal romanı ve hikayeleri ile
Ali Nesim`in hikayeleri de İstıklal Kuyaşı gazetesinde yayımlandı.
KKTC’de kurulan KIBATEK (Kıbrıs-Balkanlar-Avrasya Türk Edebiyatları
Vakfı) toplantıları ve yayınları vasıtasıyla yalnız adada değil, Avrupa`
da da Türklerin yaşadığı, onların zengin edebiyatı, kültür varlığı bulunduğu
anlaşıldı ve Makedonya, Bulgaristan, Kosova Türk şairlerinin şiirleri
Tahir Kahhar çevirisiyle Özbekistan`da tanıtıldı.
Kıbrıs Türk halkının zengin kültür varlığının, bu arada edebiyatının
Türk Dünyasında tanıtılması, KKTC’nın başka devletler tarafından tanınmasındaki
araçlardan, kapılardan biri olup önemsenmelidir.

The promotion of Turkish Cypriot Literature in Uzbekistan started with
the poems of the Cypriot poet Osman Türkay, published in the Uzbekistan
Avazi newspaper in 1994 with the translation of Miraziz Azam. Later,
parts of Rauf Denktaş’s book Saadet Sırları and İsmail Bozkurt’s Mangal
novel were published in the same newspaper with the translation of Tahir
Kahhar. These were published in newspapers such as Haber, Tang Yulduzı
and Marifet, poems of Turkish Cypriot poets published in the translation of
Tahir Kahhar in the journal Cihan Edebiyatı, and the translation of Babahan
Şerif and İsmail Bozkurt’s Mangal novel and stories, and the stories of Ali
Nesim were published in the newspaper Istiklal Kuyaşı.
Through the meetings and publications of KIBATEK (Cyprus-
Balkans-Eurasian Turkish Literatures Foundation), which was established
in the TRNC, it was understood that Turks lived not only on the island but
also in Europe, they had rich literature and cultural assets, and the poems
of Macedonian, Bulgarian and Kosovo Turkish poets were translated by
Tahir Kahhar. It was introduced in Uzbekistan.
The promotion of the rich cultural heritage of the Turkish Cypriot
people and their literature in the Turkish World is one of the means and
doors for the recognition of the TRNC by other states and should be given
importance.


Kıbrıs Türk Müziğinde İrfanî Boyut

Ubeydullah Sezikli, Murat Salim Tokaç

ORCID: 0000-0001-7312-6737, 0000-0003-3688-4314

DOI:

Sayfalar: 417-434

İrfân: Tasavvufta bâtınî, ledünnî ve ilâhî bilgisi olarak ifade edilir.
Bilmek anlamına gelen marifet kelimesi gibi a-re-fe kökünden türemiştir.
İrfân’ın aslı kendini bilmektir ve kendini tanıyabilen Rabb’ini de tanıyabilir.
Halk irfânı denildiğinde ise milletimizin ortak aklının zeminini oluşturan,
değerler ve inançlardan doğan tecrübelerden süzülen bilgi anlaşılır.
Tecrübeler, tarih kitaplarında, destanlarda, cönklerde ve türkülerde kayda
geçmiştir. İnancımız ise, ahlaki prensipleri, âlem tasavvurunu, insanın varlık
algısını, kâmil insan modelini yani mânevi kültürümüzü meydana getirir.
Deneyimlerin özgün bir anlama kavuşması ve değerlerin oluşmasında
temel itici güç inançtır. İnancımızı köklü hale getiren ve gelenekselle yoğuran
mûsikî bu halk irfânının içerisinde doğan, bununla beslenen ve halk
irfânının gelecek nesillere iletilmesine aracılık eden en önemli unsurlardan
birisidir.
Bu irfânın bir bölgede var olması orası hakkında kökleşmiş ve yıkılmaz
kalelerin varlığına delalet eder. Yokluğu ise acilen yapılması gereken
kültürel yatırımlara işaret eder. Kıbrıs Türk müziğinde irfânî boyut hakkında
kaleme aldığımız bu tebliğimizde konunun varlığı ve yokluğu yanında
çözüm önerilerimiz de yer almaktadır.
Barış Manço’nun 1971 yılında gezdiği Kıbrıs’ın Göçerli köyünde anlatılan
bin sekizyüzlü yıllarda yaşayan Sarı Çizmeli Mehmet için yaptığı
eser buna en güzel örneklerden birini teşkil etmektedir. Cömertlik gibi üstün
bir haslet bu eserle milyonlarca insana ulaşmış, tüm Türkler ve hatta
dünyanın birçok ülkesi Kıbrıs’ın değişik bir yönünü fark etmiştir. İrfan sadece
dini öğeler içermez; evrensel ahlaki değerler de irfân içerisinde anılır. Fakat bunların sayıları maalesef göçle Kıbrıs’a gelen eserleri saymazsak
bununla sınırlı kalmaktadır. Bu nedenle sunacağımız tebliğ ağırlıklı olarak
Kıbrıs’ta bu irfânî kültürün oluşması için yapılabilecek eylemlerden oluşmaktadır.

Wisdom (irfân): It is expressed as hidden, unknown and divine
knowledge in Sufism. It is derived from the root “a-re-fe”, like the word
“marifet”, which means “to know”. The main point of wisdom for one is
to know himself, and whoever can know himself can also know his God.
When the wisdom of the people is mentioned, it is the knowledge that
emerges from the experiences consisting of values and beliefs that form
the basis of the common mind of our nation. Experiences are recorded in
history books, epics, cönks1 and folk songs. Our belief, on the other hand,
creates moral principles, the perception of the world, the perception of
existence for human, the mature human model, that is, our spiritual culture.
The main driving force in gaining a unique meaning of experiences and
forming values is belief. Music, which rooted our belief and united it with
the traditional, is one of the most important elements that formed and
developed within this folk wisdom and helped to transmit folk wisdom to
future generations.
The fact that this wisdom is in a region indicates the existence of deeprooted
and indestructible values about that place. Its absence indicates
cultural innovations that need to be done urgently. In this study, which
we wrote in terms of wisdom in Turkish Cyprus music, there are our
suggestions as well as the presence and absence of the subject.
Barış Manço’s work for Mehmet in Sarı Boots2, who lived in the
eighteenth century from the village of Göçerli in Cyprus which he visited
in 1971, is one of the best examples of these. An important quality like
generosity has reached millions of people with this work. All Turks and
even many countries from all over the world noticed a different aspect
of Cyprus. Wisdom does not only consist of religious characteristics.
Universal moral values are also included in wisdom. However, except for
the works which was brought to Cyprus with immigration, their numbers are unfortunately limited to this. Therefore, the paper we present mainly
consists of actions that can be taken to create this culture of wisdom in
Cyprus.


Türk Kültüründe Yaşam Mekânları

Zihni Türkan

ORCID

DOI:

Sayfalar: 435-450

Türklerin Orta Asya’daki çadır yaşamlarından itibaren Türk yaşam
kültürüne göre biçimlenmiş ve son şeklini XIX. yüzyılda almış, kendine has
karakteristiklere sahip Geleneksel Türk Evi, Kıbrıs’ın Osmanlı döneminde
(1571-1878), başkent Lefkoşa’nın da ev tipini oluşturmuştur. XIX. yüzyıldan
günümüze ulaşan, Lefkoşa suriçinin dar sokakları boyunca yan yana
sıralanmış, avlulu, cumbaları sokağa taşan, geniş ahşap saçaklı bu evlerin
sofa ve odalardan oluşan iç mekânları ile avlulardan ibaret dış mekânları,
Türk yaşam kültürünün etkileri ile işlevlenmiş ve kullanıcılarının geleneklerine
uygun olarak hizmet vermişlerdir. Lefkoşa XIX. yüzyıl evlerinde;
aile kavramının önemi ve ailenin birlikteliği, aile bireylerinin buluştuğu ve
paylaşımların gerçekleştiği sofa mekânlarında yaşam bulmuştur. Evlerin
her iki katında da odaların önünde uzanan ve evin iç-dış mekân bütünleşmesini
sağlayan, birer revak şeklindeki Sofalar, evin hareket merkezi
olması yanı sıra aile bireyleri için bir orta mekân niteliğindedirler. Sofaların
dolaşım alanı dışındaki genişlemeleri veya eyvan düzenlemeleri de
oturma alanları olarak kullanılmıştır. Çok amaçlı kullanıma sahip odalar,
Türklerin Orta Asya’daki tek mekânlı ve çok amaçlı kullanıma sahip çadır
yaşamının yansıması olarak, aile fertlerine özel yaşam mekânları olmuştur.
Gündüz ve gece yaşamına ait oturma, yatma, yemek yeme, çocuk bakımı,
bazı günlük işler gibi birçok işlevi barındıran Odalar, tepe pencereleri ve
sofa yönündeki pencelerindeki ahşap korkuluklar, panjurlar ile bireysel
mahremiyeti de sağlamışlardır. Yine Türklerin geleneklerinde, misafire
verilen önem, evin en değerli odası Başoda ile sürdürülmüştür. Evin en
avantajlı konumunda yer alan Başoda, büyüklüğü ve özgün tasarımı ile evin ayrıcalıklı yaşam mekânını oluşturmaktadır. Kapısından itibaren, döşeme
kaplaması, lambalık nişleri ve işlemeli ahşap tavan süslemeleri ile
farklılık göstern Başoda, evlerde önemli bir karakteristik teşkil etmektedir.
Göçebelikten itibaren Türk yaşam kültüründe, toprakla ilişkinin önemi
de Lefkoşa XIX. yüzyıl evlerinin avlularında gerçekleştirilen yaşam ve
ağaç/bitki uğraşları ile ortaya çıkmıştır. Avlularda, Akdeniz iklimine uygun
meyve ağaçları, çiçekler ve sebze türleri üretilmektedir. Ayrıca avlular, ev
halkının kışta güneşlenmek, yazda serinlemek, çocukların oyun oynamaları
ve kapalı mekânlarda yapılamayacak günlük işler için kullanılmışlardır.
Evin ve avludaki yaşamın ihtiyacı olan su ise avludaki su mimarisi (kuyu,
depo, çeşme) ögeleri ile sağlanmıştır. Bu bildiride, Türk yaşam kültürünün,
Lefkoşa XIX.yüzyıl evlerinin yaşam mekânlarına yansıması ve soyut kültürlerin,
mekân organizasyonunda somutlaşması ortaya çıkarılmıştır.

Since the beginning of tent life in Central Asia, the Traditional Turkish
House, designed according to Turkish life culture and reaching its
final shape in the XIX. century, with its unique characteristics, had formed
the housing type of capital Nicosia during the Ottoman period of Cyprus
(1571-1878). Survived since the XIX. century and lined up side by side in
the narrow streets of walled city of Nicosia, with their yards, wide wooden
fringes, and oriels projected toward the street, the interior spaces of these
houses made up of a hall and rooms, and the exterior spaces made up of
yards were functioned with the effects of Turkish life culture, and served
in accordance with the traditions of their users. In the XIX. century Nicosia
houses, the importance of the notion of family, and the unity of the family
took life in the hall, in which family members met and shared thoughts
and feelings. Besides being the center of movement, the halls, which lie in
front of rooms on both floors, shaped like riwaqs and joining the interior
and exterior of the house, were also a central space for family members.
The extensions of sofas outside the roaming spaces, or their iwan designs
were used as sitting spaces. Rooms, with multi-functional usage, as a reflection
of single space tent life of Turks in Central Asia, were the private living
spaces of family members. Accommodating various functions of day
and night life such as, sitting, sleeping, eating, and caring for children, and
various daily chores, rooms also provided individual privacy.
The importance given to guests, again within the traditions of Turks,
was carried out with the Headroom, (or main room), which was the most
valuable room of the house. Placed in the most advantageous position of
the house, the Headroom was the most exclusive living space of the house
with its authentic design. Starting with its door, the Headroom with its
flooring, lamp niches, and carved wooden ceiling ornaments, it presented
an exclusive characteristic in the house. The importance of the relationship
with soil since the nomadic period of the Turkish life culture, was observed
with life in the yards of the houses, and through working with trees/plants
in the XIX. century Nicosia houses. Fruit trees suitable to the Mediterranean climate were grown in the yards, alongside flowers and vegetables. The
yards were also used for enjoying the sun in winter, cooling in summer,
children playing games, and carrying out daily chores that could not be
done indoors. The water needed by the house and life in the yard was provided
with water architecture elements in the yard (well, tank, fountain).
The reflection of Turkish life culture in the living spaces of XIX. century
Nicosia houses, and the embodiment of abstract cultures in space organization
is presented in this paper.


Politik-Sosyo Edebî Yansımalarıyla 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı

Emin Onuş

ORCID

DOI:

Sayfalar: 451-478

Türklerle Rumların tarihî süreç içinde bin yıla yaklaşan bir tanışıklıkları
söz konusudur. Bu iki ulusun bilinç altında siyasî, ekonomik, kültürel
ilişki veya çekişmelere göre birbirleri hakkında imajlar yaratmalarına
yol açmıştır. Türk edebiyatında gergin savaş dönemleri hariç Rum-Yunan
imgesinin olumlu ve olumsuz farklı tiplerine rastlanırken, Rum-Yunan
edebiyatında Türk hep olumsuz algılanmaktadır. Bunda kilisenin etki ve
propagandası söz konusudur. 1950’den sonra Türk edebiyatının önemli
siyasî veya sosyal konularından biri Kıbrıs davası ve Kıbrıs’taki varoluş
mücadelesidir. Türkiye ve Yunanistan arasında 1974’te cereyan eden
savaşın Rum-Yunan edebiyatında olumsuz ve ön yargılı Türk imgesini
beslemesine karşılık, Türk ve Kıbrıs Türk edebiyatlarında Rum-Yunan
imgesi savaşın ve saldırgan Rum kesiminin etkisiyle olumsuz şekillenmekle
birlikte bu imgenin siyah, gri ve beyaz olmak üzere olumsuz, nötr ve
olumlu örneklerine rastlanabilmektedir.

Turks and Greeks have been acquainted for nearly a thousand years in
the historical process. This has led the two nations to subconsciously create
images about each other according to political, economic, cultural relations
or conflicts. While positive and negative different types of Greek-Greek
images are encountered in Turkish literature, except during tense war periods,
Turkish is always perceived negatively in Greek-Greek literature.
This is about the influence and propaganda of the church. After 1950, one
of the important political or social issues of Turkish literature is the Cyprus
case and the struggle for existence in Cyprus. The war between Turkey and
Greece in 1974 feeds the negative and prejudiced Turkish image in Greek-
Greek literature. On the other hand, although the Greek-Greek image in
Turkish and Turkish Cypriot literatures is negatively shaped by the effect
of the war and the aggressive Greek part, negative, neutral and positive
examples of this image can be found as black, gray and white.


Osmanlı Öncesi Adada Yaşayan Türklere Ait Olan ve Gazimağusa’da Yeni Tespit Edilen Tamgalar Üzerine Bir İnceleme

Zeki Akçam

ORCID

DOI:

Sayfalar: 479-496

Gazimağusa kenti, binlerce yıldır Doğu Akdeniz’in en bilinen ve sürekli
olarak ziyaret edilen kenti olmuştur. Osmanlı Devleti’nin ise fethi
zor olması nedeniyle bir yıl boyunca kuşatma altına aldığı ve kaynaklarda
farklı sayılar belirtilse de binlerce şehit vererek aldığı bir liman kentidir.
Özellikle, Osmanlı Devleti’nin fethi öncesi Kıbrıs’ta Türk varlığına dair
çalışmalar son on yılda giderek artmış konuyla ilgili hatırı sayılır bir alan
yazını ortaya konmuştur. Yapılan yeni okumalarla, çeşitli kaynaklarda Kıbrıs’ta
Türklerin varlığına dair önemli bilgilerin olduğu görülmüştür. Örneğin;
Kıbrıs tarihi ile ilgili olan Leontios Makhairas’ın Kıbrıs Kroniği’nde,
adaya çeşitli nedenlerle Selçuklu, Anadolu Selçuklular ve Memluk Türk
Devleti döneminde Anadolu’dan, Suriye’den ve Mısır’dan gelen Türklerden
bahsedilmektedir. Bunun yanında Latin orduları içerisinde paralı asker
olarak savaşan Türkopollerden de sıkça söz edilir. Bu ve bunun gibi
örnekleri çoğaltmak mümkündür. Diğer taraftan Orhun Abideleri’ndeki
Türk abecesinden yaklaşık dokuz yüz yıl daha eski olan “Minos Yazısı”,
Türk abecesi ile benzerliği nedeni ile dikkat çekmiş ve dört metnin Türkçe
okuma önerileri yapılmıştır. Yine Salamis Harabeleri yakınında yer alan
kurgan tipi mezarlardaki buluntular ile tespit edilen yazı yanında Dipkarpaz
ve Kaleburnu beldelerinde tespit edilen tamgalar, Türklerin aslında
sanılandan çok daha önce adaya geldiğine dair ihtimalleri güçlendirmektedir.
2021 yılı içerisinde Gazimağusa kentinde yapmış olduğumuz alan çalışması neticesinde herkes tarafından bilinen bir alanda binlerce yıldır
Türkler tarafından çeşitli Türk boylarına ait “tamgalara” ve “motiflere”
rastlanmıştır. Altaylar’dan Balkanlara, neredeyse Türklerin yaşadığı her
coğrafyada gördüğümüz bu taşa işlenmiş tamgalar, başta Mağusa olmak
üzere Kıbrıs adasında birçok kentte Türklerin Osmanlı öncesi varlığını
güçlendirmektedir. Gazimağusa kentinde yer alan ve herkes tarafından
Venedik Sarayı olarak bilinen tarihi yapı çeşitli tarihlerde depremler vb.
nedenlerle tamirat ve rastorasyon geçirmiş olup yaptığımız yüzey taraması
neticesinde Türk kültürüne ait olduğuna inandığımız bazı motifler ile tamgalara
rastlanmıştır. Tamgalar benzlerleri ile karşılaştırılmış ve Türk kültür
ekolojisi bağlamında bütüncül bir bakış açısı ile yerli ve yabancı kaynaklardan
faydalanılarak analiz edilmiştir.

The city of Famagusta has been the most well-known and constantly
visited city in the Eastern Mediterranean for thousands of years. The Ottoman
Empire was able to conquer the city after a one-year siege. In particular, in
the last ten years, before the conquest of the Ottoman Empire, studies on the
Turkish presence in Cyprus have gradually increased, and a considerable
literature on the subject has been revealed. With the new readings, it has
been seen that there is important information about the existence of Turks
in Cyprus in various sources. E.g; In the Cyprus Chronicle of Leontios
Makhairas, which is related to the history of Cyprus, Turks who came to the
island from Anatolia, Syria and Egypt during the Seljuk, Anatolian Seljuk
and Mamluk Turkish State periods are mentioned for various reasons. In
addition, the Turkopols, who fought as mercenaries in the Latin armies, are
frequently mentioned. It is possible to multiply these and similar examples.
On the other hand, the Minoan script, which is approximately nine hundred
years older than the Turkish alphabet in the Orkhon Monuments, attracted
attention due to its similarity with the Turkish alphabet, and suggestions
were made for reading four texts in Turkish. Again, the inscriptions found in
the kurgan-type tombs located near the Salamis Ruins, as well as the stamps
found in the towns of Dipkarpaz and Kaleburnu, strengthen the possibility
that the Turks actually came to the island much earlier than thought. As a result
of the fieldwork we carried out in the city of Famagusta in 2021, “stigma”
and “motifs” belonging to various Turkish tribes have been encountered
by Turks for thousands of years in an area known to everyone. From the
Altays to the Balkans, we see in almost every geography where Turks
live, these stone-engraved stamps strengthen the pre-Ottoman presence of
Turks in many cities on the island of Cyprus, especially in Famagusta. The
historical building, which is located in the city of Famagusta and known by
everyone as the Venetian Palace, has been affected by earthquakes etc. on
various dates. Some motifs and stamps that we believe belong to Turkish
culture were found as a result of the surface scanning we made. Tamgas were
compared with their benzes and analyzed with a holistic perspective in the
context of Turkish cultural ecology, utilizing domestic and foreign sources.


Kıbrıs’ta Osmanlı Dönemi Hamamları

Enes Kavalçalan

ORCID: 0000-0002-2277-0968

DOI:

Sayfalar: 497-548

1571 yılında adanın fethinden itibaren Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu
1923 yılına kadar Osmanlı İmparatorluğu Kıbrıs’ın yönetiminde
söz sahibi olmuştur. Bu dönem içerisinde cami, han, çeşme ve hamam gibi
çeşitli inşa faaliyetlerinde bulunulmuştur. Bu eserlerin büyük bir bölümü
kısmen veya tamamen korunmuş durumda günümüze kadar ulaşabilmiştir.
“Kıbrıs’ta Osmanlı Dönemi Hamamları” adlı bu çalışmada Osmanlı
Dönemi içerisinde Kıbrıs’ın hem kuzeyinde hem de güneyinde inşa edilmiş
olan hamamlar toplu olarak ele alınacaktır. Kıbrıs’ta 17 hamamın günümüze
ulaşamadığı, 15’inin ise kısmen veya tamamen korunmuş şekilde
günümüze ulaşabildiği tespit edilmiştir. Katalog bölümünde günümüze
ulaşabilen hamamların tanımlamaları yapılmış, “Karşılaştırma ve Değerlendirme”
kısmında ise yapılar plan şeması, malzeme, yapı elemanları,
örtü elemanları, aydınlatma ve süsleme başlıkları altında ele alınmıştır.
Kataloğa dâhil edilen hamamlar Anadolu’daki örnekleriyle de karşılaştırılarak
benzerlik ve farklılıkları ortaya konmaya çalışılacaktır.

From the conquest of the island in 1571 until the establishment of the
Turkish Republic in 1923, the Ottoman Empire had a say in the administration
of Cyprus. During this period, various construction activities such
as mosques, inns, fountains and baths were built. Most of these buildings
have survived to the present day in a partially or completely preserved
condition.
In this study, the baths which built both in the north and south of Cyprus
during the Ottoman Period will be discussed. It has been determined
that 17 baths have not survived, but 15 baths have survived partially or
completely preserved condition in Cyprus. In the catalog section, the definitions
of the baths that have survived to the present day have been made.
In the “Comparison and Discussion” section, the buildings are discussed
under the topics of plan scheme, materials, building elements, roof elements,
lighting and decoration. The baths that included in the catalog will
be compared with the examples in Anatolia and their similarities and differences
will be tried to be revealed.

 


Türk Kültür Varlığı’nın En Somut Örneği Vakıflardır

Naif Öztürk

ORCID

DOI:

Sayfalar: 549-590

Vakıflar, İslâm ve Türk dünyasını kuşatan bir medeniyet harekettir.
Bu medeniyetin iz düşümleri vakfiyelerin dibacesinde yer almaktadır.
Hukukî ve idarî düzenlemelerin yanında fizikî yön ve görsellik açısından
da vakfiyeler insanı sarsan bir estetik değere sahiptir. Özellikle edebiyat/
belagat, hatt/kaligrafi, tezhip/minyatür/ebru, cilt/deri kaplı şemseli kitap
cildi sanatının sergilenmesinden tutun da mimarinin, taş işçiliğinin, oymacılığın,
kakmacılığın ve şehirciliğin en nadide örneklerini vakıflar hayata
geçirmiştir. Bu estetik değerleri icra eden kültür ve sanat erbabını kollayıp
gözetmiştir. Bunlardan daha önemlisi vakıf müessesesi, coğrafyayı vatanlaştıran,
insanları toprağa iskân eden, orada yaşayan toplulukların gönlünde
ve kafasında kimlik inşa eden ve onları millet vasfına yükselten; fetih
yıllarında tutunma, geriye çekilme/ricat dönemlerinde direnme noktaları
oluşturan stratejik bir değere sahiptir.
XVIII. yüzyılın ortasından günümüze kadar gizli ve açık devletler
arası mücadele vakıf kurumu üzerinden sürdürülmektedir. Millî sınırlar
dışında kalan soydaş ve dindaşların kendi kültür ve kimlikleriyle hayatiyetlerini
devam ettirmek isteyen Osmanlı devlet yöneticilerinin vakıf kurumunun
önemini bildikleri gibi, bu devlete ait toprakları paylaşmayı kararlaştıran
müstevli devletler de işgal ettikleri coğrafyada vakıf külliyeleri
etrafında yaşayan bu insanları göçe zorlamak veya asimile etmek için vakıf
müessesesini yok etmeleri gerektiğinin farkındaydılar.
Balkan coğrafyasında ve Kıbrıs Adası’nda bulunan vakıflar üzerinde
gerçekleştirilen uygulamalar tam da bu durumu göstermektedir. İngiliz
müstemleke ve Kıbrıs Rum yönetiminin hâkim olduğu dönemlerde Kıbrıs vakıfları üzerinde yapılan uygulama, medenî dünyanın maskesini düşürecek
boyuttadır. Kıbrıs vakıfları üzerinde yaptıkları uygulamalar, medeniyetin
beşiği iddiasında olan Birleşik Britanya Krallığı’nın Kıbrıs Sömürge
İdaresi yöneticilerine yakışmamıştır.

Waqfs are a civilizational movement that surrounds the Islamic
and Turkish worlds. The projections of this civilization are included in
the preface of the endowments. In addition to legal and administrative
regulations, foundations have an aesthetic value that shocks people
physically and visually. Foundations have brought to life the most precious
examples of architecture, stonework, carving, inlay and urbanism,
especially from literature/rhetoric, calligraphy, illumination/miniature/
marbling and leather-covered sun shaped art exhibitions.
It has protected the art and culture craftsmen who apply these
aesthetic values. More importantly, the foundation institution is the
institution that nationalizes the geography, places people on the land,
builds an identity in the hearts and minds of the communities living there
and elevates them to the status of a nation; Holding on during the years
of conquest has a strategic value and creates resistance points during
withdrawal/withdrawal periods.
XIX. Since the middle of the century, the secret or open interstates
struggle has been carried out through the foundation institution. Knowing
the importance of this institution, Ottoman state administrators who
wanted to continue their lives with their own culture and identities outside
the national borders, tried to force the conquered states who decided to
share their own lands, around the foundation complexes in the occupied
geography to migrate or assimilate the native people by destroying the
wakf institution.
The practices carried out on foundations in the Balkan geography and
on the Island of Cyprus show exactly this situation. The practice on Cypriot
foundations during the British colonial administration and the Greek Cypriot
administration is such that it unmasks the civilized world. Their treatment of
Cypriot foundations did not suit the rulers of the British United
Kingdom’s Colonial Administration of Cyprus, which claimed it
to be the cradle of civilization.


Kıbrıs Vakıflar Üzerine Bir Değerlendirme

Mustafa Kemal Kasapoğlu, Mevlüt Çam

ORCID

DOI:

Sayfalar: 591-624

Osmanlı Devleti’nin Akdeniz’i yavaş yavaş hakimiyetine geçirdiği bir
dönemde, Doğu Akdeniz’deki Kıbrıs’ı da fethetmesi bir zorunluluk haline
gelmişti. Osmanlılar 1571 tarihinde fethettiği Kıbrıs’da, tecrübe ettiği
“Millet” sistemiyle adadaki farklı etnik ve dinsel yapıdaki gayrımüslimleri
zımmi hukuk çerçevesinde kucaklarken, başlattığı “Şenlendirme” hareketleriyle
de kendi yönetim altyapısını oluşturmaya gayret etti.
İşte bu gelişmeler ışığında Osmanlı’nın Ada’da, kendi yönetim tarzına,
idarî ve malî yapısına hukukî anlayışını eklemlendirme çalışmaları
yapılırken, “Vakıf” kavramının da öne çıktığı görülmektedir. O sebepledir
ki, Ada’da kurulan ilk vakıfların çoğunlukla Osmanlı elitleri tarafından kurulduğu
görülmektedir.
Bilindiği üzere Vakıflar, sosyal, eğitim, dinî gibi konularda maddi durumu
güçlü olan kişiler tarafından hayır amacı güdülerek kurulmuşlardır.
Bu sebeple, Ada’nın erken dönem Osmanlı sosyal, malî ve hukukî tarihi
içerisinde kurulan vakıflar üzerinden sosyo-kültürel yapısına değinilecektir.
Bir başka değişle, Ada’nın erken dönem Osmanlı döneminde kurulan
vakıflar hakkında bilgiler verilecektir.

At a time when the Ottoman Empire gradually dominated the
Mediterranean, it became a necessity to conquer Cyprus in the Eastern
Mediterranean. While the Ottomans embraced the non-Muslims of different
ethnic and religious structures on the island with the “Millet” system that
they had experienced in Cyprus, which they conquered in 1571, with the
“Millet” system within the framework of dhimmi law, they also tried to
establish their own administrative infrastructure with the “Şenlendirme”
movements.
In the light of these developments, it is seen that the concept of
“Foundation” also comes to the fore while the efforts to articulate the
legal understanding of the Ottoman Empire to its own management style,
administrative and financial structure on the Island. For this reason, it
is seen that the first foundations established on the island were mostly
established by the Ottoman elites.
As it is known, foundations were established by people who are
financially strong in social, educational and religious matters for charitable
purposes. For this reason, the socio- cultural structure of the island will be
mentioned through the foundations established in the early Ottoman social,
financial and legal history. In other words, information will be given about
the foundations established in the early Ottoman period of the island.


Kıbrıs’ta Türk Dilinde 450 Yılık Yazınsal Birikim

İsmail Bozkurt

ORCID

DOI:

Sayfalar: 625-660

Kıbrıs Türkleri’nin zengin halk edebiyatındaki ürünler Anadolu halk
edebiyatı ile büyük ölçüde benzeşmektedir. Üç yüz yılı aşkın Osmanlı Dönemi’nde
Divan şiiri geleneği de güçlü olmuş, padişahlar tarafından ‘sultanü-
ş şuara’ (Şairler Sultanı) unvanıyla onurlandırılan dört Divan şairinden
biri Kıbrıslı Müftü Hasan Hilmi (d. 1782- ö. 1847) olmuştur. Çok sayıda
Divan şairi de vardır.
XIX. yüzyıl’da, Ziya Paşa’nın 1861 – 1863 arasında yönetici, Namık
Kemal’in 1873 – 1876 arasında 38 ay sürgün olarak adada bulunması,
Tanzimat Edebiyatı’nın adaya taşınmasını da sağlamış, özellikle Namık
Kemal’in etkisi belirleyici olmuştur. Namık Kemal, Kıbrıs Türk Edebiyatı’nın
Tanzimat Edebiyatı etkisindeki bilinen ilk ürün olan Mağusalı Hasan
Nef’î’nin (d.1854 – 1917) yazdığı Felâket adlı piyesi hem düzeltmiş, hem
de 1875’te İstanbul’da kitap olarak bastırtmıştır.
Namık Kemal’in sürgünlüğünün bitmesinden yalnızca iki yıl sonra
1878’de Kıbrıs İngiliz Yönetimi’ne geçti. Kıbrıs Türk Edebiyatı da değişik
dönemlerden geçerek günümüze ulaştı. Bu arada, başta şiir olmak üzere,
Türk dilinde roman, öykü, tiyatro, gezi, deneme, yani edebiyatın tüm türlerinde
ve Türk edebiyatında görülen tüm yazınsal eğilimlerde çok sayıda
eser ortaya çıktı.
Kıbrıs Türk Edebiyatı için şu saptamalar yapılabilir:
1) Akdeniz’de günümüzde, 1571’den itibaren Türk varlık ve kültürünün
devam ettiği tek ada Kıbrıs’tır.

2) Kıbrıs Türk kültürü ve edebiyatı son doksan yılda özgünleşme
sürecini yaşamakta ancak anakara – Türkiye edebiyatının bir kolu
ve devamı olma özelliği de sürmektedir.
3) Osmanlı Türkiyesi’nde ve Türkiye Cumhuriyeti’nde, kültür ve
edebiyat alanındaki değişme ve yenileşmeler, beş veya on beş yıllık
zaman dilimleri içinde Kıbrıs’a da yansımıştır.
4) Kıbrıs Türk Edebiyatı’ndaki izlek ve çeşitlilikteki zenginlik, nicelik
ve nitelik küçümsenmeyecek boyutlarda olup edebiyatın her
türünde eserler ortaya çıkmaktadır.
Sonuç olarak Kıbrıs’ta, fethinin 450’nci yılında (1571- 2021) Türk
dilinde 450 yıllık zengin bir yazınsal birikim vardır. Bildiride bu birikim
ele alınacaktır.

The products in the rich folk literature of the Turkish Cypriots are
largely similar to the Anatolian folk literature. The tradition of Divan
poetry during the Ottoman period of more than three hundred years was
also strong, and one of the four Divan poets honored by the sultans with
the title of sultanü-ş şuara’ (Sultan of Poets) was the Turkish Cypriot Mufti
Hasan Hilmi (1782-1847). There are many Divan poets.
XIX. the fact that Ziya Pasha was the administrator and Namık Kemal
was on the island as an exile in the 19th century also enabled the Tanzimat
Literature to be transferred to the island, especially the influence of Namık
Kemal was decisive. Namık Kemal corrected the play called Felâket,
written by Hasan Nef’î of Famagusta, which is the first known product of
the Turkish Cypriot Literature under the influence of Tanzimat Literature,
and had it published as a book in Istanbul in 1875.
In the meantime, many works in Turkish language emerged, especially
in poetry, novels, stories, plays, travels, essays, that is, in all genres of
literature and in all literary tendencies seen in Turkish literature.
The following determinations can be made for Turkish Cypriot
Literature:
1) Cyprus is the only island in the Mediterranean where Turkish
existence and culture has continued since 1571.
2) Although the Turkish Cypriot culture and literature has undergone
the process of becoming original in the last ninety years, it
continues to be a branch and continuation of the literature of the
mainland – Turkey.
3) Changes and innovations in the field of culture and literature in
Ottoman Turkey and the Turkish Republic were also reflected in
Cyprus within five or fifteen years.
4) The richness, quantity and quality in the theme and diversity in
the Turkish Cypriot Literature are not to be underestimated, and
works in all types of literature emerge.

As a result, in the 450th year of the conquest (1571- 2021) in Cyprus,
there is a rich literary knowledge of 450 years in the Turkish language. In
this paper, 450 years of literary experience will be discussed.


Kültürel Hafıza Bağlamında Kıbrıs Türk Romanı

Metin Turan

ORCID

DOI:

Sayfalar: 661-6672


Atatürk’ün Kıbrıs’ta Türk Dili ve Kültürüne Verdiği Önem

Sabahattin İsmail

ORCID

DOI:

Sayfalar: 673-692


Kıbrıs Türk İslam Eserleri Müzesinde Bulunan Halı ve Kilimler

Suzan Bayraktaroğlu

ORCID: 0000-0002-4688-7781

DOI:

Sayfalar: 693-717

Kıbrıs Türk İslam Eserleri Müzesi, Kıbrıs Vakıflar İdaresi tarafından,
Osmanlı Döneminden kalan taşınır vakıf kültür varlıklarını korumak ve
tanıtmak amacıyla Lefkoşa’da kurulmuş ve 24 Mayıs 2013 tarihinde hizmete
açılmıştır.
Müze, Selimiye Camii ve Bedesten’in yanında yer alan iki katlı binanın
üst katında kurulmuştur. Yapı küçük olmakla birlikte, Lefkoşa’nın en
tarihi ve turistik bölgesinde yer almaktadır.
Bu müzede sayı olarak az, fakat oldukça değerli halı ve kilimler yer
almaktadır. Bu halı ve kilimler Kıbrıs’taki vakıf cami ve mescitlerden toplanmıştır.
Vakıf kuran atalarımız, vakfettikleri cami, mescit, medrese gibi
yapılarda kullanılmak üzere gerekli olan tefriş malzemelerini de bağışlamışlardır.
Nitekim bu konuda başta Lala Mustafa Paşa vakfiyesi olmak
üzere bazı vakfiyeler ve belgeler bulunmaktadır. Yüzyıllarca camilerde
kullanılan, vakıf oldukları için de camiden çıkarılamayan bu malzemelerin
çoğu eski eser niteliği kazanmışlardır. Bu eşyalardan sorumlu olan Kıbrıs
Vakıflar İdaresi, T.C. Vakıflar Genel Müdürlüğüyle yapılan işbirliği ile
bunları korumak ve tanıtmak amacıyla müze kurmuştur.
Daha önceki yıllarda camilerden toplanan eserler Selimiye Camii’nin
ve resmi kurumların depolarında biriktirilmiştir. Bunlar, T.C. Vakıflar Genel
Müdürlüğü’nün teknik katkıları doğrultusunda tarafımızdan incelenmiş,
müzede sergilenmesi uygun görülenler ayrılmış, envanterleri, konservasyonları
ve bakımları yapılarak müzede sergilenmeye başlanmıştır.

Müzede sergilenen halı ve kilimlerin hepsi Anadolu kökenlidir. Kıbrıs’ın
fethinden sonra camilere serilmek üzere Anadolu’dan götürülmüş
olmalıdırlar. Halıların çoğu Uşak yöresine ait olup, Uşak halılarının zengin
çeşitlerini yansıtan örneklerdir. 17. yüzyıla ait madalyonlu ve dört yapraklı
yonca madalyonlu Uşak halıları, 18. yüzyıla ait İzmir tipi Uşak halısı ve
19. yüzyıla ait çeşitli Uşak halıları ile 19. yüzyıl Kırşehir seccadeleri, 20.
yüzyıl Döşemealtı seccadesi müzede sergilenmektedir. Müzedeki kilimlerin
iki tanesi çok özel olup bu güne kadar dünyada hiçbir müze veya koleksiyonda
benzeri görülmemiştir. Bunlar 16. yüzyıla ait Osmanlı sefer çadırları
için dokunmuş kilimlerdendir. Kıbrıs’ın fethi sırasında Anadolu’dan
Kıbrıs’a getirilmiş, daha sonra camiye serilmiş olduğu düşünülmektedir.
Ayrıca 19. yüzyıl Şarköy kilimi, 19. yüzyıl batı ve orta Anadolu kilimleri
bulunmaktadır. Uşak halıları ve çadır kilimleri tek parça ve çok büyük boyutlarda
olduğundan, odanın tabanı, duvarları ve tavanının bir kısmı sergilemede
kullanılmıştır. Ayrıca kitap sayfası şeklinde düzenlenen panolarda
küçük boyutlu seccadeler ve halı motifleri sergilenmektedir. Müzede, ıstar
adı verilen bir halı dokuma tezgâhı da yer almaktadır.

The Cyprus Turkish-Islamic Art Museum was established in Nicosia
by the Cyprus Foundations Administration in order to protect and present
the movable foundation cultural assets from the Ottoman Period and
opened on May 24, 2013.
The museum was established on the upper floor of the two-storey
building next to the Selimiye Mosque and Bedesten. Although the building
is small, it is located in the most historical and touristic area of Nicosia.
There are few but very valuable carpets and kilims in this museum.
These carpets and kilims were collected from foundation mosques and
masjids in Cyprus. Our ancestors, who established foundations, also
donated the furnishing materials needed to be used in structures such as
mosques, masjids, and madrasas. About this topic, also, there are some
endowments and documents, especially the Lala Mustafa Pasha charter.
Most of these materials which have been used in mosques for centuries and
cannot be removed from the mosque because of they are foundations, have
gained the quality of ancient artifacts. Cyprus Foundations Administration
responsible for these items, established a museum to protect and promote
them, in cooperation with T.C. General Directorate of Foundations.
Artifacts collected from mosques in previous years were collected
in the warehouses of Selimiye Mosque and official institutions. These
are examined by us in line with the technical contributions of T.C.
General Directorate of Foundations, if they were suitable for exhibition
in the museum, they were separated. Their inventory, conservation and
maintenance were made and started to exhibite in the museum.
All of the carpets and kilims exhibited in the museum are of Anatolian
origin. They must have been taken from Anatolia to be laid in mosques
after the conquest of Cyprus. Most of the carpets are belong to the Uşak
region and they are the examples that reflect the rich varieties of Uşak
carpets. The 17th century Uşak carpets with medallions and four-leaf
clover medallions, the 18th century İzmir type Uşak carpet and various
19th century Uşak rugs, the 19th century Kırşehir prayer rugs, and the 20th century Döşemealtı prayer rug are exhibited in the museum. Two of
the kilims in the museum are very special and have never been seen in any
museum or collection in the World, before. These rugs were woven for the
Ottoman expedition tents of the 16th century. It is thought that they were
brought to Cyprus from Anatolia during the conquest of Cyprus and then
laid in the mosque. There are also 19th century Sarkoy kilims and 19th
century western and central Anatolian kilims. Because of the Uşak carpets
and tent kilims are in one piece and in very large sizes; the floor, walls and
part of the ceiling of the room were used for display. In addition, small size
prayer rugs and carpet motifs are exhibited on the boards arranged in the
shape of book pages. There is also a carpet weaving loom called Istar in
the museum.